Myspace Layouts at Pimp-My-Profile.com / Rosebud on water...











ferzâne

FİLİSTİN İNTİFADA NACİ EL ALİ

Kategori: Belirtilmemiş

13:32 - 29/12/2008 - yorum {10} - yorum yaz


Hayat Bir İbadettir S. Mübarek Erol

Kategori: tasavvuf
HAYAT BİR İBADETTİR ( Sesli Sohbet )
 

İnsanlık bütünüyle Allah'ın kulları, Cenab-ı Hak onların yegâne yaratıcısı ve kulluğa layık tek mabududur. Sonunda dönüş yalnızca O'nadır.



HAYAT BİR İBADETTİR

İnsanlık bütünüyle Allah'ın kulları, Cenab-ı Hak onların yegâne yaratıcısı ve kulluğa layık tek mabududur. Sonunda dönüş yalnızca O'nadır.

İşte huzur-u ilâhi'de toplanacak olan insanların, dünyadayken teslimiyet içinde Allah'a yönelmelerine, O'na tazimde bulunmalarına ibadet adı verilmiştir. İnsanın vazifesi budur. Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de şöyle ferman buyurmaktadır: 'Cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.' (Zariyat, 56)

İbadet, Mevlâ'nın emirlerini yerine getirip yasakladıklarından kaçınarak kulluk sorumluluğuyla hareket etmektir. Samimi niyetle karşılığını Alemlerin Rabbi'nden beklemek üzere, O'na yakın olmayı dileyerek itaat etmektir.

İbadet deyince genellikle anlaşılan namaz, oruç, hac, zekât gibi zamanı ve şekli belli ibadetlerdir. Şüphesiz bunlar en temel ibadetlerdir, ancak ibadeti yalnızca bunlardan ibaret görmek, ibadetin anlamını daraltıp eksiltmektir. İslâm'ın şartlarından olan bu ibadetler, genel ibadeti, yani hayatın her anını kapsayan kulluğu ayakta tutan temeldir. İşte bu temelle birlikte bütün hayatı kuşatan ibadet halini de dikkate aldığımızda, mücella dinimizin bütün ihtişamıyla belirginleştiğini görürüz.

Tarih boyunca pek çok din görülmüştür. Bunların hepsinin müşterek özellikleri, iman, cemiyet ve ibadet olmuştur. Nerede insan var olmuşsa orada bir din ve bu dinin ibadetleri olmuştur. Çünkü ibadet insanoğlunda fıtrîdir, yaratılışında vardır. Mevlâmız insanı yaratırken kulluk edecek, kul olduğunu bilecek şekilde yaratmıştır. Ancak insanoğlu çoğu zaman fıtratını yanlış ve kötü yere kullanmış, pek çok sahte ilâh edinip, onlara taparak yoldan sapmıştır.

Halbuki insanın hayatı ancak doğru inanca sahip olup, hakiki yaratıcıya karşı kulluk vazifelerini yerine getirmekle mana kazanır, insanın yaratılışındaki güzellikler ortaya çıkar. Çünkü ibadet, nefs ve amellerin temizlenmesi, insanî yönlerin ışıldayıp açığa çıkması için güzel bir vasıta ve ilâhi bir vesiledir.

Mevlâ'nın emirlerinde birçok hikmet, maddi ve manevi pek çok menfaat olduğunda asla şüphe yoktur. Bedenin belli gıdalara ihtiyacı olduğu gibi ruhun da ibadet etmeye, manevi gıdaya ihtiyacı vardır. Beden ve ruhtan ibaret olan insanoğlu, yaratılışının bu iki cephesine aynı ölçüde özen göstermesi gerekir. Ruhun en önemli gıdası, sağlam bir iman ve huşu ile yapılan ibadettir.

İbadetler imanın güçlenmesini ve ahlâken olgunlaşmayı sağlar. İbadetle beslenen iman ağacının meyvesi güzel ahlâktır. İbadete devam eden kimsenin kalbinde iman nuru parlar, Allah korkusu ve sorumluluk duygusu yerleşir. İbadet sayesinde kötü düşüncelerden, günah kirlerinden arınır. Ahlâk ve fazilet sahibi olgun bir mümin haline gelir. Dünyanın maddi bağlarından kurtularak ruhen yükselir ve önündeki engelleri ortadan kaldırarak ebedi saadet yurduna ulaşır.

Rabbimizin yarattığı her şey O'na ibadet etmektedir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyruluyor: 'Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı tesbih etmesin.' (İsra, 44). Mukaddes kitabımız bilinen ve bilinmeyen bütün varlıkların kendilerine has bir şekilde ibadet yaptıklarını bizlere haber verir. Hatta gök gürültüsü bile Allah'ı hamd ve tesbihtir.

Bütün yaratılmışlar içinde ayrı, seçkin bir yeri olan, üstün yeteneklerle donatılmış olan insanoğlu ise elbette yüce bir gaye için yaratılmıştır. Bu gaye de Allah'ı bilmek ve O'na layıkıyla ibadet etmektir. Bu ibadet de sadece Mevlâ'nın emrini yerine getirmek ve O'nun rızasını kazanmak maksadıyla yapılır. Allah indinde makbul olan, böyle halisane olarak yapılan ibadettir.

İhlâs, yapılan ibadetin ruhu hükmündedir. İhlâssız ibadet ruhsuzdur, kıymeti yoktur. Sadece Mevlâ'nın emri olduğu için, Rıza-yı İlâhi'yi kazanmak için ibadet yapılır, ihlâs budur. Dünyevî bir menfaat için ibadet yapılsa, ihlâs olmadığı için Allah indinde makbul olmaz.

Diğer dinlerde de ibadet vardır. Kimine göre ibadet, dünya lezzetlerini tamamen terk ederek insanlardan ayrı yaşamaktan ibarettir. Bir diğerinde, sadece özel mabetlerde yapılabilen bir iştir. Bir başkasında sadece din adamlarının gözetiminde yapılabilecek bir törendir.

Mücella dinimiz İslâm ise ibadeti Allah ile kulları arasında herhangi bir aracıya bağlı kılmamış, herkesin Yüce Mevlâ ile doğrudan kurabileceği bir bağ, bir irtibat olarak tebliğ etmiştir. Allah indinde alim ve din hizmeti görenler ile, avam ve sıradan kişi kulluk bakımından eşittir. Üstünlük ancak takva iledir.

Dinimiz dünya lezzetlerini tamamen terk edip halktan ayrı yaşamayı da emretmez. İslâmiyet'te ibadetin mana ve kapsamı çok geniştir. Sadece namazlardan, duadan ve zikirlerden ibaret değildir. Belki bir insanın Rabbinin emrine tutunarak, O'nun rızasını kazanmak için yaptığı her güzel iş (salih amel) bir nevi ibadettir. O iş, mesela rızık temini veya evlilik gibi kişinin dünyevî arzusu kabilinden olsa bile...

Mümin kul, insan tabiatının gerektirdiği, zevk ve lezzet aldığı yemek, içmek, uyumak, gezmek, çalışmak gibi işleri de Allah'ın emrine uygun ve O'nun rızasını talep ederek yapar. Helal olanla yetinir, haramdan korunur. Allah'ın emirlerini yerine getirebilmek gayesiyle yer, içer, uyur... Böylece nefsine zevk ve lezzet veren bütün cismani fiiller bu halisane niyet sebebiyle bir nevi ibadet olur, sevap alır.

Hatta kişi, maddi hayatın meşru zevk ve lezzetleri içinde yaşarken de halisane bir niyetle Allah'a teveccüh ederse, bu fiilleri vasıtasıyla da Allah'a yaklaşır. Bu gibi lezzet ve nimetlerde de taat ve Allah'a teveccüh vardır. İbadette aranan mana da zaten budur.

Tekrar belirtelim, dinimizde ibadetin manasının böylesine genişletilmiş olması, insanın namaz, oruç, hac, zekât gibi farz ibadetleri yapmaktan kesinlikle muaf kılmaz. Çünkü bu farizalar doğrudan Cenab-ı Hak tarafından emredilmiştir. Çünkü bunlar kulun Allah'a bağlılığını ve yakınlığını temin eden esas merkezlerdir. Diğer hiçbir iş bu farzların yerine konulamaz.

Durum böyleyken, bazı tembel ve umursamaz kimselerin üzerlerine farz kılınan ibadetler hakkında 'Aslolan kalp temizliğidir, iyi niyet ve güzel işlerdir, namaz ve oruçla din olmaz!' gibi sözleri, cehalet, acizlik ve büyük bir aldanıştır. İhmal ve tembelliklerinden dolayı korkunç bir yanlış anlama ve anlatmadır.

Her münkir kendisinin herkesten daha abid olduğunu iddia eder. Fakat Fahr-i Alem s.a.v.: 'Namaz dinin direğidir. Onu terkeden dinini yıkmış olur.' buyurarak ölçüyü bildirmiş, yalan söyleyenlerin yolunu kapamıştır.

Gerçek şudur: Dinimiz ibadetin manasını genişletmekle, beşer hayatını ıslah etmeyi, hayatın güçlüklerine sabırla göğüs germeyi, müşterek hayrı elde etmek için çalışmayı ve kötülükle mücalede etmeyi hedef edinmiştir. Nezih ve kaliteli bir hayat için beşeri ve sosyal kuvvetleri toplumun hayrına kullanmak gerekir. İslâm'ın getirdiği ilâhi esaslar ve ibadetteki geniş anlayış bu hayırlı neticeleri temin etmeye kâfidir.

Rivayete göre Hz. Aişe r.a. Validemiz, zayıflıktan yüzü sararmış, beli bükülmüş bir şahsı görünce, bunun kim olduğunu sormuş. Bu zat zahit bir kimsedir, cevabını alınca zühdün bu şeklini reddederek şöyle demiştir:

'Ömer b. Hattap insanların en zahidi idi. Fakat bir şey söyleyince sözünü dinletir, yürüyünce hızlı yürür, vurunca da çok acıtırdı.'

Rabbimiz bizleri her işini rızası için niyet ederek yapan ve ibadet sevabı alan kullarından eylesin.

Rabbimizin tevfik ve inayeti ile...

 

S.Mübarek Erol

Menzil.Net - Tasavvufi yazılar..

15:43 - 30/10/2008 - yorum {23} - yorum yaz


Yüzyıllar önce gelen mail Senai DEMİRCİ

Kategori: Maillerim

'Ey ALLAH (c.c.)ın kulları

Bugünün genç müslümanları!

Her gün sabırsızca bekliyorsunuz,

'Bana e-mail geldi mi?' diye.

Günde bir kaç kez online oluyorsunuz.

Mutlu oluyorsunuz,

'Bir mailiniz var!' yazdığında.

Okumak için sabırsızlanıyorsunuz.

Bazı mesajlar gerçekten güzel,

Arkadaşlarınızdan, dostlarınızdan sıcacık.

Fakat çoğu öylesine gelmiş; alakasız.

Sadece zamanınızı alıyor.

Derhal siliyorsunuz.

Biliyor muydunuz, yaklaşık 1400 yıl önce,

ALLAH(c.c.) size uzun bir e-mail gönderdi.

Meleği Cebrail(a.s.) aracılığıyla elbet,

Kulu Muhammed Aleyhisselatuvesselam’a

Açtınız mı bu e-maili?


Subject: Kur’an,

'Kuşku Barındırmayan Rehber'

Download ettiniz mi bu dosyayı?

Kalbinize bookmark’ladınız mı?

Hayatınızın 'favoriler'ine eklediniz mi?

Her sabahınızın 'başlangıç sayfası' yaptınız mı?

Açtıysanız bu e-maili

Hepsini okumuş olmalısınız...

Gönderilen elçilerin kıssalarını...

Helak olan kavimlerin öykülerini...

İnsanlığa mesajları,

Günlük hayatınızın rehberini,

Geleceğe dair güzel haberleri, müjdeleri.

ALLAH’ın sizden 'reply' edip,

E-mail olarak iyi amel beklediğini.

şimdi, her sabah uyandığınızda;

İlk bu e-maili okuyun.

Kur’ân’da 'save' edildiği şekliyle,

Hatırlayın ve ona göre 'reply' eyleyin.

Sevgili genç müslümanlar;

İslamın geleceğine 'enter'leyin.

sevgi saygi ve dualarimla'

 

..:Senai Demirci:..


12:40 - 20/10/2008 - yorum {6} - yorum yaz


Geçilmez Necip Fazıl Kısakürek

Kategori: Belirtilmemiş








GEÇİLMEZ


Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;

Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez.

İçeride bir has oda, yeri samur döşeli;

Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.

Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada,

Bütün fâni lezzetlere darılmadan geçilmez.

Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne, topyekün?

Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez.

Kayalıklı boğazlarda yön arayan bir gemi;

Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.

Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berhavâ;

Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez.

Geçitlerin, kilitlerin yalnız O'nda şifresi;

İşte, işte o eteğe sarılmadan geçilmez!

Üstâd

Necip Fazıl Kısakürek

1983

 

 

13:43 - 2/7/2008 - yorum {51} - yorum yaz


Söz Beni Bekler Şeyhim...

Kategori: tasavvuf


Image Hosted by ImageShack.us

  

 Söz Beni Bekler Şeyhim

 
  Diyemediklerim var...Güz beni bekler Şeyhim,Efendim,Bozkır rüzgarlarının önüne katılmış bir yaprağım.Sürüklenip gelmişim kapına . Yüreğimde bir sonbahar telaşı. Bir göçmen kuşlarına bakıyorum bir kendime... Gökyüzünde kuşlar kafilesi döne döne uçuyor. Renkli, ahenkli. Her kanat çırpışında yaralı bir kuşun bin tılsım gizli. Soğuk ve bezgin rüzgara inat göçüyorlar ılık iklimlere. Bense utanılası bir kördüğümü çözmeye çalışıyorum yıllardır. Hayatın gizi üzerine bildiklerimi, bilmediklerime ayarlıyorum. Çözmüyorum bu kördüğümü. Çözemiyorum. Düğüm üstüne düğüm atıyorum aslında.
Yolumu şaşırmışım şeyhim.
Irmakların coşkusu, göğün mavisi, güneşin altın saçları, rüzgarın hüzünlü uğultusu, denizin sonsuzluğu yakalıyor ruhumu binbir yerinden. Dünya dönüyor mütereddit.
Dökülüyorum yollarına. Sana gelen yollara düşüyorum.
Bir söz düşür yüreğime göklerden gelen.
Yaralı yüreğime bergüzar olsun.

Diyemediklerim var.
Söz beni bekler Şeyhim...
Diyemediklerim yakar gönlümü. Gönül can evi, gönül beytullah. Bir celsede düşür yüreğime közü. Hakk Hakk diye yak közü. Kar yüzü görmemiş bir ateş yansın yüreğimde. Biraz kül biraz duman olayım... Ellerim yaralı bir kelebek, kanat çırpsın göklere... Dualar yorgun düşsün dudaklarımda.
Bir kör kuyuda Yusuf olayım Şeyhim. Çöllere düşeyim sonra. Çöl yürek yangını. Yürek kavrulan çöl. Mısır’a hiç varmasa yolum. Yayan yapıldak çöllerde savrulayım. Bir çöl ikindisinde diktiğim gül, bir çöl seherinde açsa yine. Çöl Hüseyin demek. Hüseyin çöl gibi yakar gönlümü. Çöl bir ermiş. Her dem şükreden, tazelenen. Gündüz yakan, gece üşüten. Bir tarafı vaha, bir tarafı serap.
Çöl ceylanlarının âhı vursun yüreğime. Bir avcı ol, gönder oklarını kalbimin dehlizlerine.
Köz beni bekler Şeyhim
Diyemediklerimi sen söyle yüreğimin tenhasına...
Vefasız yüreğime intizar olsun...

Göremediklerim var.
Göz beni bekler Şeyhim.
Sevdam hangi ırmağa düşmüş ... Hangi umman bekler beni... Hangi dağlar saklar beni? Hangi dualara düşer dileğim?
Ayaklandır damarlarımdaki donuk kanı. Güzel dualar adına, bir ırmağın akışına kat beni. Yatsı ezanı okunurken bir vav gibi eğileyim, büküleyim sevgilinin dergahında. Bir elif gibi mağrur, bir mim gibi mesrur, dizileyim sevgilinin yollarına. Helal bakışlara çeleyim gönlümü. En sevgilinin kapısında durayım kırk yıl Yunus misali. Bu zindan, bu yeryüzü kara bahtım ola...
Kervan göçmeden Şeyhim, kalmadan dağlar başında ebedi bahçelere gitmek diler bu gönül.
Ebedi bahçelere gitmek diler bir şafak vaktinde ruhum..
Kendimden geçmişim, kendimden uzaklara düşmüşüm, senden himmet diler bu yürek...
Öz beni bekler Şeyhim.
Göremediklerimi sen göster bana...
Gözlerim birbirinden bî-haber olsun.

Bilemediklerim var.
Giz beni bekler şeyhim.
Bir musikarın nağmesinde gizli tılsımlı sözler. Bir peygulegüzinim dağlar başında. Karanlık nura akar. Yalnızlık çıkmazında bir akşam üstü o nura aksa yüreğim. Bildiğim bütün şeyleri unutsam. Ebedi bir huzura, ebedi bir hayata ayarlasam düşlerimi. Giden kuşlarım dönse uzaklardan. Sonra...
Sabah sisi gibi düşsem yollara . Aşk kervanı karşılasa beni ansızın. Sevgiliye giden kafileye katılsam.
Kalmasam dağlar başında. Gönül şehri baştan ayağa can kesilse. Yakup’un sabrı bilese sabırsızlığımı.
Bir giz düşür yüreğime Şeyhim,
Kurtulayım ruhumun hamallığından. Bilemediklerimi sen söyle bana...
Bildiklerime efsunkâr olsun.

Silemediklerim var.
İz beni bekler Şeyhim.
Sadakat içlenip sözlendiğinde, dönüp dönüp bakıyorum mahrem- esrarıma. Ne zamanlar akmış hayatın yanağından. Bir gözyaşı, bir hüzün, bir güz yağmuru gibi yitip gitmiş nice zamanlar.... Geriden geriye avucumda, heybemde kalanlar beni taşımaz yarınlara diyorum. Hiçlik denizindeyim şimdi. Bilemediklerim, göremediklerim, diyemediklerim, silemediklerim ve soramadıklarım yüzünden olsa gerektir çektiğim bunca çile.
Yollarıma çizdiğim izleri silmek gerektir.
Bir giz düşür yüreğime şeyhim. Beni ona götüren bir iz düşür yollarıma.
Gideyim.
Silemediklerimi bırakarak. Bilemediklerimi bildiklerimden çıkarak.
Gideyim artık şeyhim...
Bir giz düşür yüreğime...
Bu yürek tâ ebede hizmetkâr olsun.

Meryem Aybike Sinan

 

10:57 - 13/6/2008 - yorum {9} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Hakkımda
"Dök içini hep O'na dökebildiğin kadar, Bir gün bu kapkara çöle gelecektir bahar, Şimdilik biraz buğulu görünse de efkâr, "Nevbahar" diyor dört bir yanda duygular"

Yazılarımdan zamanında haberdar olmak için emailiniz ile üye olabilirsiniz.
Boş kısma email adresinizi yazın:

Image Hosted by ImageShack.us

FeedBurner ile oluşturuldu.

Ana Sayfa
RSS
Profilim
Arşiv
Cansofi
Filistin Haber
Nasihatler com
Sultanlar Diyarı
Kategoriler
Son Yazılar
- FİLİSTİN İNTİFADA NACİ EL ALİ
- Hayat Bir İbadettir S. Mübarek Erol
- Yüzyıllar önce gelen mail Senai DEMİRCİ
- Geçilmez Necip Fazıl Kısakürek
- Başlıksız
- Söz Beni Bekler Şeyhim...
- 54 FARZ
- 32 FARZ
- İSLAMDA AİLENİN ÖNEMİ Doç.Dr. M.SOYSALDI
- Çobanın Aşkı "Ya bir de Allah için Allah deseydim..."




ARKADAŞ SİTELER

Google Pagerank Checker
Google