
Çocuğun konuşma ve diyaloğunun sağlıklı gelişmesi için dikkat edilecek hususlar:
• Çocuk ile ilgilenmek ve ona sevildiğini hissettirmek, • Çocuğa sevgi ve huzur dolu bir aile ortamı sunmak, • Çocuğun ihtiyaçlarını (yemek, uyku, koruma vb.) dengeli şekilde karşılamak, • Yaşı ne olursa olsun, çocukla sık sık konuşmaya çalışmak, • Çocuğa vakit ayırmak, masal anlatmak, ninni söylemek, onunla yaşına uygun oyunlar oynamak, • Onun çok uzun süre kendi hâline kalıp, yalnızlaşmasına izin vermemek, • Mümkün olduğunca akranlarıyla oyun oynamasını sağlamak, • Çocuğu sık sık toplum içinde aktif olacağı işlere sokmak, • Gönderdiği ses ve konuşma mesajlarına cevap vermek, • Eline aldığı nesneler hakkında ona bir şeyler anlatmak
(3–4 aylık bir bebek olsa bile ), • Çocuğun tv karşısında çok uzun süre kalmasını engellemek (0–4 yaş ), • Konuşurken ses tonunu iyi ayarlamak • İşaret ile istediklerini, konuşarak istemesini sağlamak (yaşına uygun olarak), • Fikirlerine değer vermek, onun ile sık sık dertleşmek (yaşına uygun olarak), • Çocuğun kendine olan güvenini artırmak, • Çocuğun yaşına uygun bir eğitim almasını sağlamak, • Belli bir zaman ayırarak çocukla resimler üzerine konuşmak, • Yaşına uygun olarak çocuktan hikâye, masal anlatmasını istemek, • Konuşma zorlukları görüldüğünde, çocuğun dikkatini bunlar üzerine çekmemek.
Yukarıdaki hususlar, konuşma problemi yaşayan çocuklar için de, destekleyici ve tamamlayıcı hususiyetler arz eder. Konuşma problemi ciddi boyutlarda ise, çocuğun bir uzman hekim tarafından muayene edilmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Dr Hüseyin Aydınlı
13:49 - 24/4/2008 - {4} -
Çocuğun İlgi Alanını Belirleyen Zeka Anketi
|
Çocuklarda Çoklu Zekanın anlaşılmasında yardımcı olacak bu anketteki soruları çocuklara sorabilir ya da onlar adına siz cevaplayabilirsiniz. (Yaşı küçük olan çocuklar için soruları anne-babalar ya da öğretmenler cevaplayabilirler.) Bu anketi siz büyükler kendinize de uygulayabilirsiniz.
Ankette soruları cevaplarken size ya da çocuğunuza uyan her satırın yanına (X) bir işaret koyun ve anketin bitiminde (X) işaretlerini her zeka grubu icin toplayın. Diyelimki Dilsek zekadaki (X) lerin sayısı diğerlerinden yüksek çıktı, bu sizin zekanızın o alanda daha iyi ve kuvvetli olduğunu gösterir. Sırayla diğerlerinde aldığınız (X) lerin toplamına bakarak ikinci, üçüncü ve ....diğer kuvvetli olduğunuz zeka alanlarınızı da bulun. Her insanda yedi tip zeka mevcuttur ve kişiden kişiye oranları değişiktir.
Dilsel Zeka __ Kitaplar benim için çok önemlidir. __ Okumaya, konuşmaya ya da yazmaya başlayacağım zaman kelimeleri adeta kafamın içinde duyarım. __ Dinleyerek daha rahat öğrenirim. __ Kelime oyunlarından hoşlanırım. __ Kendimi ya da başkalarını tekerlemeler söyleyerek ya da anlamlı anlamsız birbirleriyle kafiyeler oluşturan kelimeler söyleyerek oyalarım ve eğlendiririm. __ Arkadaşlarım bazen, konuşurken ya da yazarken kullandığım kelimelerin anlamını soraralar. __ Okuldaki derslerden Türkçe dilbigisi, tarih ve kompozisyon diğer derslerden (matematik, fen dersleri) daha kolay ve zevkli gelir bana. __ Arabada giderken ya da yolda yürürken ilan ya da reklam panolarının üzerindeki resimlerden çok yazıları dikkatimi çeker. __ Sohbet eder ya da konuşurken okuduğum ya da duyduğum şeylerden örnekler kullanırım hep. __ Geçtiğimiz günlerde yazdığım bir kompozisyon çok beğenildi ve bu yazımla çevremde tanındım.
Mantıksal-Matematik zekası __ Matematik işlemlerini aklımdan kolayca çözebilirim. __ Okuldaki dersler arasından en çok sevdiklerim matematik ve fen dersleridir. __ Yetenek ve matematik problemlerini çözmeyi çok severim. __ Deneyler yapmaktan hoşlanırım. (mesela eğer saksıda yetiştirdiğim çiçeklerin haftalık suyunu iki misline çıkarırsam ne olur gibi.) __ Bilimdeki yeni gelişmeler ilgimi çeker ve dergilerden takip ederim. __ Aletlerin, makinaların nasıl çalıştığını merak eder ve bunlarla ilgili sorular sorarım. __ Matematik ile ilgili oyunlardan, bilgisayar oyunlarından, mantığa dayalı bulmacalar çözmekten, satranç ve dama gibi düşündüren oyunlardan zevk alırım. __ Nesneleri büyüklüklerine, ağırlıklarına göre sınıflandırmaktan hoşlanırım. __ Çevremdeki nesnelerin uzunlukları, ölçüleri, sınıflara göre gruplanmaları biliniyorsa bu beni rahatlatır. |
|
Görsel Zeka __ Gözlerimi kapattığımda düşündüklerimi kafamda çok net görebiliyorum. __ Renklere karşı duyarlıyımdır ve ilgimi çekerler. __ Fotoğraf çekmeye ya da film çekmeye hep istek duyarım. (Gittiğim pek çok yerde fotoğraf çekmeyi ya da film makinası ile gördüklerimi çekmeyi severim.) __ Rüyalarım çok nettir ve onları kolay hatırlarım. __ Hayal kurmayı severim. __ Hiç bilmediğim bir yerde yolumu bulabilirim. __ Resim yapmayı ve boyamayı çok severim. Defterlerimin içinde kara kalem karalama resimler görebilirsiniz. __ Okulda geometri dersi bana cebir dersinden daha kolay gelir. __ Resimli kitapları ya da yazıları daha çok severim. __ Yap-boz, labirant gibi oyunlardan hoşlanırım. __ Film ve slayt seyretmeyi ve fotoğraflara bakmayı severim. __ Harita, diagram ve tabloları düz yazılardan daha kolay anlarım. __ Legolar her zaman sevdiğim oyuncaklar arasında yer almıştır.
Bedensel (harekete dayalı) Zeka __ Devamlı yaptığım birden fazla spor var. __ Uzun süre hareket etmeden bir yerde oturmak benim için oldukça zor birşeydir. __ Boş vakitlerimi genelde dışarda geçirmeyi severim. __ Aklıma gelen en iyi fikirler genelde ya koşarken, ya yürüyüş yaparken ya da bir sporla meşgul olduğum zaman gelir. __ Birisiyle konuşurken genelde anlattıklarımı ellerim ve vücudumu da kullanarak anlatırım. __ Dikiş dikmek, örgü örmek, tahta oymak, hamur, kil gibi el işleriy ile uğraşmak benim için çok zevklidir. __ Okumak ya da seyretmektense bir şeyi yaparak öğrenmeyi tercih ediyorum. Uygulayarak daha iyi öğreniyorum. __ Beden eğitimi ve el işi dersleri sevdiğim derslerin başında gelir. __ Koşmayı, zıplamayı, güreşmeyi çok severim. __ Gördüğüm yeni bir şeye hemen elime alır dokunurum. __ Tamir işlerini ve eşyaları birbirinden ayırıp tekrar birleştirmeyi severim.
Müziksel Zeka __ Tanıdıklarım sesimin güzel olduğunu söylerler. (Güzel bir sesim var.) __ Çevredeki seslere karşı hasassımdır. Dışardan gelen yağmur sesi ya da herhangi bir gürültü dikkatimi çeker. __ Bir notanın yanlış çalındığını anlayabilirim. __ Müzik dinlemeyi çok severim. __ Bir müzik aleti çalıyorum. __ Bir koroda şarkı söylüyorum. __ Hayatımda müzik olmasa büyük eksiklik hissederdim. __ Bazen yolda yürürken kendi kendime melodiler mırıldandığımı farkederim. __ Basit bir müzik aleti ile çalan bir müziğe eşlik edebilirim. __ Pek çok şarkının melodisini ve sözlerini bilirim. __ Şarkı sözlerini yazdığım bir defterim var. __ Bir şarkıyı bir ya da iki kere dinledikten sonra o şarkıyı rahatça söyleyebilirim __ Çoğu zaman bir işle meşgulken, ders çalışırken ya da yeni bir şey öğrenirken masaya ritmik şekilde vururum ya da kendi kendime bir melodi mırıldanırım.
Sosyal Zeka __ Arkadaşlarımla beraber vakit geçirmeyi çok severim. __ Arkadaşlarıma sorunlarını çözmelerinde yardımcı olurum. __ Okulda ya da dışarda arkadaşlarımla oynarken onları yönlendirir ve liderlik ederim. __ Okulun ders dışındaki faaliyetlerine katılırım. Okul ya da okul dışında kulüplerde görevler alırım. __ Arkaşlarıma derslerinde yardımcı olmaktan ve onları çalıştırmaktan hoşlanırım. __ Çok arkadaşım var ve bunların pek çoğu da yakın arkadaşlarımdır. __ Arkadaşlarım için endişe eder, onların üzüntü ya da sevinçlerini paylaşmaktan memnun olurum. __ Arkadaşlarım her zaman benimle vakit geçirmekten hoşlanırlar ve beni hep ararlar. Kişinin kendine dönük (öze dönük) zekası __ Kendi başıma olmaktan hoşlanırım. __ Kendi başıma öğrenmekten hoşlanırım. __ Kendi başıma ders çalışarak daha iyi öğreniyorum. __ Boş vakitlerimde tek başıma bir şeyler yapmak bana çok zevk verir. __ Derslerim ya da uğraştığım hobilerimle ilgili bana çok soru sorulmasından hoşlanmam. __ Düşünce ve duygularımı, olduğu gibi rahatça söylerim. __ Kendime göre bir düzenim vardır. Ne yapacağımı gayet iyi bilirim. Pek kimseye akıl danışmam. |
12:02 - 15/3/2008 - {4} -

Çocuk Yetiştirirken İhtiyacınız Olacak 13 Altın Kural İngilterenin Londra şehrindeki "Guys Hospital" hastanesinde çocuk psikiyatrisi servisinde yatmakta olan Kevin Hickey (15) adlı bir çocuk doktorlara göre anne ve babasının kendisini eğitememeleri sonucu bunalım geçirerek hastaneye düşmüştü. Yapılan zeka ve kültür testleri Kevin in aslında son derece aklı başında bir çocuk olduğunu ortaya koyuyordu. Kevin bir gün hasta yatağında kağıdı kalemi eline aldı, kendi durumunu anne ve babasını düşünerek anne ve babalara hitaben 13 altın öğüt yazdı. Küçük Kevin in yazdığı bu öğütler şimdi İngilterede doktorların bir numaralı rehberi.
1- Beni şımartmayın. Her istediğim şeyi elde edemeyeceğimi biliyorum, Sadece sizi deniyorum.
2- Bana tatlı-sert davranmaktan çekinmeyin. Bunu tercih ederim benim daha güvenli hissetmemi sağlar.
3- Benim kötü huylar edinmemi engelleyin. Bunların erkenden ortaya çıkarılmasında ve önlenmesinde size güveniyorum.
4- Benim yanlışlarımı başkalarının önünde söylemeyin. Benimle yalnız konuşursanız söylediklerinizi daha iyi anlarım.
5- Sizden nefret ettiğimi söylediğimde üzülmeyin. Aslında sizden değil beni engelleme gücünüzden nefret ediyorum.
6- Herhangi bir şeyin sonucunda beni kurtarmayın. Bazen acı veren bu yolla öğrenirim. 7- Benim küçük hastalıklarımı büyütmeyin. Bunları yenecek güçteyim.
8- Düşüncesizce yerine getiremeyeceğiniz şeyleri yapacağınıza söz vermeyin. Bu sözler yerine getirilmediğinde çok kırıldığımı unutmayın.
9- Kendimi istediğim kadar iyi anlatamadığımı unutmayın. Bunun için ara sıra yanlışlarım çıkar.
10- Dürüstlüğümü fazla zorlamayın. Kolayca korkup yalan söyleyebilirim.
11- Tutarsız olmayın. Benim kafamı iyice karıştırır ve size olan güvenimi sarsar.
12- Benden özür dilemeyecek kadar gururlu olmayın. Bazen içten bir özür beni size çok yakınlaştırabilir.
13- Unutmayın ki büyümek için sizin çok ve anlayışlı sevginize muhtacım, ama bunu size söylemem gerekmez değil mi?
11:37 - 15/3/2008 - {yok} -
Çocuk ve Korku
|
Çocuk yaşta ortaya çıkan korkuları düşündüğümüz zaman, genellikle hepimizin kafasında başka şeyler oluşur. İlk aklımıza gelenler arasında okul korkusu, karanlık korkusu, yalnız kalma korkusu, anneden ayrılma korkusu, yabancı korkusu bulunur. Bu listeyi tabii ki daha da uzatmak mümkündür.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, korku normal gelişimin bir parçasıdır ve kişinin kendini tehlikelerden sakınmasını sağlar. Korku, bebeklikten ergenlik dönemine kadar, sıkça rastlanan bir durumdur, öyle ki araştırmalar, çocukların yüzde 90’ında gelişimlerinin bir döneminde herhangi bir şeyden korktuklarını göstermektedir. Bu nedenle çocuklardan kayıtsız, şartsız korkusuz olmalarını beklemek çok gerçekçi olmaz.

Fobiler: Öncelikle korku ve fobileri ayırmakta yarar vardır. Bir korkunun fobi olarak adlandırılabilmesi için şu ölçütlere uyması gerekir: · Çocuğun yaşadığı korkunun, durumun verileriyle orantısız şekilde büyük olması, örneğin parkta bir kez bir çocuğun salıncaktan düştüğünü gördüğü için hiç salıncağa binememek gibi. · Çocuğun açıklamalarla ikna olmaması · Çocuğun isteminin dışında aşırı derecede korkması · Korkulan durumdan bilinçli olarak sakınması Fobi uzunca bir süre devam eder ve herhangi bir yaş dönemine özgü değildir. Fobilerin bazılarında, bu duruma neden olan bir olay saptanabilirken, bir çoğunda böyle bir olayı saptamak mümkün değildir.
Korkular: Bazı korkular, belli yaş dönemleri için normal sayılır. Örneğin, bebeklik döneminde yüksek sesten ve fiziksel desteğin aniden yitirilmesinden korkulması doğaldır. Bebeğin yaklaşık 8. ayda geliştirdiği ve bir – bir buçuk yıl kadar sürebilen yabancı korkusu da normal kabul edilir. Çocuğun beş yaş civarında geliştirdiği; örneğin, cadı, canavar gibi birtakım hayali figürlerden korkması da ruhsal gelişimi için beklenebilir bir durumdur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bazı korkuların belli yaş dönemlerinde ortaya çıkabilecekleri, ancak bu korkuların bir süre sonra ortadan kaybolmalarının da gerekli olduğudur. Örneğin, 6 yaşındaki bir çocuk hala yabancılardan korkuyorsa, bu üstünde durulması gereken bir durumdur.
Korku tepkisi nasıl gelişir? Bebeğin anneye bağlanmasının en önemli nedenlerinden birisi, annenin bebekteki korkuyu azaltma kapasitesidir. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde, yeni bir durumla karşı karşıya kalındığı zaman, çocuğun göstereceği tepkide annenin tepkisi çok belirleyicidir. Çocuk, örneğin ilk kez bisiklete binmeyi öğrenecekken annenin yüzündeki ifadeyi ve davranışlarını inceler. Eğer anne, çocuğa destek veriyorsa ve onun gittikçe kendine güven kazanmasını ve bağımsız olmasını sağlıyorsa, çocuk bisiklete binmeyi zevkli bir durum olarak algılayacak ve bütün dikkatini bu etkinliğe yöneltecektir. Öte yandan, anne ya da çocukla ilgilenen diğer bir kişi, çocuk bu öğrenme sürecini yaşarken sürekli endişeli bir yüz ifadesiyle onu izler ve uyarılarda bulunursa veya onu azarlarsa, çocuk dikkatini vermesi gereken etkinlikten ziyade, hayatında kendisi için çok önemli olan kişiyle ilgilenecek ve o durumla bağlantılı olarak ortaya çıkan endişesi giderek yükselecektir. Bu da çocuğun o durumdan kaçınmasına ve bir daha karşılaşmak istememesine neden olacaktır. Bu kaçınma davranışına biz “korku” diyoruz.
Korku bir kaçınma davranışı olarak ortaya çıkabileceği gibi, bir şartlanma olarak da ortaya çıkabilir. Bebeklik döneminde yüksek sesten korkmanın normal olduğundan bahsetmiştik. Bu dönemde, bebek tam banyosunu yaparken, dışarda çok büyük bir gürültü meydana geldiğini varsayalım. Bu talihsiz durum, bebeğin bir su veya banyo fobisi geliştirmesine neden olabilir.
Kaçınma ve şartlanmanın yanısıra, korkuya neden olan bir diğer faktör de endişelerdir. Endişenin yarattığı korkuya en çok karanlıkta ve uykuya dalarken yalnız kalındığında rastlanır. Çocuk, yaklaşık 3 yaşından itibaren toplumun kurallarıyla annesi ve babası aracılığıyla daha çok tanışmaya başlar. Artık istediğini yapmada eskisi kadar özgür değildir. Bunun sonucunda, çocuk kendini bu sıkıntılı duruma sokan anne ve babasına karşı bir öfke duymaya başlar, ancak bu duygusunu onlara yansıtmaya çekinir. Yine de böyle bir duyguya sahip olduğu için suçluluk hisseder. Ona rahatsızlık veren bu durumla başedebilmek için, anne ve babasını ya da genel olarak toplumu ve kuralları temsil eden birtakım korkutucu figürler bularak, korku ve suçluluk duygularını onlara yansıtır; bunlar bir cadı, hayalet ya da ejderha olabilir. Uykuya dalmadan önce çocuk bilinçle bilinçdışı arasındadır. İçinde biriktirdiği öfkelerin farkına varır, bunları bastıracak gücü kendinde bulmakta zorlanır. O zaman da, aslında bu duyguların yaşanmasına neden olan, ama aynı zamanda da ona destek olan ve güven veren annesini ya da babasını yanında ister. Onlar yanında olduğu zaman onların varlığından ve sevgisinden emin olur ve uykuya dalabilir. Karanlıkta, çocuğun kendini yine kontrolünü kaybetmiş olarak hissettiği bir andır ve endişe vericidir. Bu endişeyle başetmek için de yine bir dış desteğe ihtiyaç duyabilir.
Korkunun bir diğer kaynağı da, çocuğun başkalarını korktukları durumlar içinde izlemesidir, yani korkuyu görerek öğrenmesidir. Örneğin, çocuk annesini uçağın içinde bembeyaz olmuş bir yüzle görür ve annenin panik içinde olduğunu anlarsa, o da uçaktan korkmaya başlayabilir.
Ayrılma korkusunda, korkunun nedeni genillikle çocuk değil, annedir. Anne, çocuğun kendisinden ayrılıp, örneğin okula başlamasını istemez ve bunu çok dolaylı ve ince mesajlarla çocuğa aktarır. Anne, çocuğa o okula başladığında kendisinin bütün gün onu bekleyeceğini, bunu yaparken onu çok özleyeceğini, birlikte ne kadar güzel zaman geçirdiklerini anlatmaya başladığında ve bunu uzunca bir zaman sürdürdüğünde, çocuk okula başlamayı adeta annesine ihanet etmekle eşanlamlı tutmaya başlar ve okula gitmek istemeyebilir. Bu da okul fobisi veya ayrılma endişesi olarak tanımlanabilir.
Sonuç olarak çocukluk döneminde çok çeşitli nedenlerden kaynaklanabilen, çok çeşitli tiplerde korkular olabileceğini gördük. Çocukta korkuyla başederken, korkunun bir yaş döneminin özelliği mi olduğu, korkuya neden olan belli bir olayın olup olmadığı iyice araştırılmalıdır. Anne ve babalar, çocukla kurdukları ilişkiyi gözden geçirmeliler, çocukla birlikte bu konuyu ele almalılardır. Bütün bunlara rağmen çocuğun korkusunda bir azalma olmuyorsa, bu konuyla ilgili profesyonel bir yardım aramakta yarar vardır.
Şeniz Pamuk Klinik Psikolog cocuk.dbe@veezy.com |
10:57 - 15/3/2008 - {yok} -
|
|
|
|
Adem Güneş |
|
Embriyo Psikolojisi |
|
Anne karnında dokuz ay boyunca bekleyen bir çocuk, dokuz ay beklemiş olmak için mi bekler, yoksa (tıpkı fizîkî görünümünü gün be gün şekillendirdiği gibi) psikolojik ve rûhî gelişiminin temellerini de anne karnında attığı için mi?!. Hâmile bir anne, abdest aldığında, namaz kıldığında, Kur’ân-ı Kerim okuduğunda veya yalan söylediğinde, gıybet ettiğinde ya da günaha meylettiğinde o annenin karnındaki çocuk ne hâldedir?
Acaba çokça şikâyet ettiğimiz, “Bizim çocuk çok çekingen… Kalabalık bir ortamda kendini ifade edecek iki kelimeyi yan yana getirmekte zorlanıyor.” diye dert yandığımızda, çocuğun anne karnında yaşadığı psikolojinin tesirinden mi bahsediyoruz… Başka bir ifadeyle “çocuğun karakteri” derken, embriyonun anne karnında gün be gün şekillenen ve bir ömür boyu üzerinde izlerini taşıdığı psikolojiden mi söz ediyoruz?! Mademki “genetik karakter”, anne-babadan alınan genlerin tesiri ile anne karnında oluşuyor, o hâlde “psikolojik karakter” de yine anne karnında mı şekillenmeye başlıyor?

Genetik Karakter Nedir?
Hani hep deriz ya, “Tıpkı babası gibi uzun boylu…” ya da, “Aynı annesi gibi neşeli, cana yakın…”
İşte, bir çocuğun anne ve babadan aldığı genlerin karışımının ve özetinin kendi fiziğinde veya karakterinde şekillenmiş olmasına, “genetik karakter” diyoruz.
Çocuk, daha anne karnına düştüğü ilk an, bir kısım özellikleri babadan (veya baba tarafından), bazı özelliklerini de anneden (veya anne tarafından) alarak yeni bir fert olmaya doğru ilk adımları atar. Anne ve babadan alınan bu özellikler, sadece fizîkî özellikler değil, çocuğun bir ömür boyu taşıyacağı “karakter”in de temel değerlerini oluşturan özelliklerdir. Belki de “Can çıkar, huy çıkmaz.” atasözü, genetik karakteri anlatma açısından kullanılan en mânâlı sözdür.
Ebeveynin ortak genetik özelliklerinin, çocuk üzerinde nasıl şekil alacağı konusunda, anne-babanın ne haberi, ne de direk bir tesiri olabilir. Bu oluşum tamamen anne-baba irâdesinin dışındadır. Örneğin, anne öfkelidir, ama baba çok sâkindir. Anne esmerdir, baba kumral… Bilemez, anlayamaz ve ayarlayamazsınız, çocuğun anne karnındaki oluşumunu… Bir de bakmışsınız ki, anneye göre değil, babaya göre şekillenmeye başlamıştır bile... Genetik oluşumun ayarlanmasında tek bir söz sahibi vardır, o da sonsuz kudret sahibi Allah!.. Ve bu oluşum, tam bir sırdır…
Psikolojik Karakter Nedir?
Genetik karakterin hâricinde, bir de çocuğun anne karnına düştüğü ilk andan itibaren şekillenmeye başlayan “psikolojik karakter” vardır. Psikolojik karakter, annenin sevinçleri, öfkesi, üzüntülerine bağlı olarak “genetik karakterin” üzerine inşa edilen ikinci bir karakterdir.
Anne karnında dokuz ay boyunca bekleyen çocuk, sadece dokuz ay beklemiş olmak için beklemez, aksine annenin yaşadığı her acıyı, her sevinci ve her duygusal değişimi bire bir yaşayarak, bir ömür boyu ana hatları ile kullanacağı karakterin alfabesinin ilk harflerini de dizmeye başlar.
Genetik karakterin oluşumunda her ne kadar, anne ve baba söz sahibi olmasa da, psikolojik karakterin oluşumunda -özellikle anne- direkt tesir sahibidir. Yani anne, eğer isterse karnındaki çocuğun bir “pısırık, korkak” çocuk, yahut da, “sâkin ve huzurlu” çocuk olabilmesi adına ciddi bir rol oynayabilir. Nasıl mı?
İsterseniz yazımıza başlamadan önce, kısa bir Afrika yolculuğuna çıkalım ve embriyo psikolojisi bahsini, Afrika’dan bir örnekle daha da belirgin hâle getirelim.
Kölelik Ruhu…
Eğer “psikolojik karakter” üzerinde konuşacaksak, Afrika’dan bahsetmeden geçemeyiz. Çünkü Afrika, çocuk psikolojisinin bir numaralı laboratuarı ve en acımasız deney tahtasıdır. Bir çocuğun gelişimini takip etmek, bir annenin psikolojisini bozup yeniden yapmak, daha sonra da bunu bilim dünyasına hediye etmek isteyen bilim adamlarının (!) ilk adresidir Afrika… Ve Afrika’nın talihsiz ülkesi Kongo…
Beyaz Adamın “Sâdık Köle” Merakı…
Kongo’nun sömürüldüğü yıllarda, beyaz adam, Kongo’da daha rahat hareket etmek için, Kongo’nun yerli insanlarından yardım almak zorundaydı. Ama en büyük mesele, siyah insanın öfkesine mâruz kalmaktı. Para ile tutulan köleler, her zaman sâdık değillerdi. Fırsatını bulduğu ilk anda, efendisine ihanet edebiliyorlardı. Ayrıca acıya karşı da çok dayanıksızlardı: Hakaret edilirken, dayak yerken, canları yandığında, her insan gibi isyan edebiliyor; eşi ve çocuğuna olan bağlılıklarını “normal insanlar” gibi canlı tutabiliyorlardı. Hâlbuki bu özellikler, bir kölede olmaması gereken özelliklerdi. Çünkü köle, efendisi ile hiçbir şey kıyas etmemeliydi. Canı yansa da efendisine sâdık, kendi adına karar veremeyecek kadar korkak ve pısırık olmalıydı. Yani kölelik genlerine kadar işlemiş olmalıydı.
İşte beyaz insanın sıkıntısı buradan kaynaklanıyordu. Para ile satın alınan Kongolu köleler, her şeyi çok iyi yapıyor, ama iş kritik bir noktaya geldiğinde, beyaz efendiyi tehlikede bırakabiliyorlardı.
Mesele, “Kölelik rûhu genlerine kadar işlemiş köleler nasıl yaratılır(!)?” sorusunda kilitlenip kalıyordu. Ve sonunda beyaz adam, köleliği, rûhuna kadar sindirmiş “köle yaratma(!)” fikrini, Kongolu anneler üzerinde denemeye karar verdi.
Şizofrenik Bir Araştırmanın Kurbanı Anneler
Yapılacak şey, başlangıçta her ne kadar üzücü de olsa, sonuç itibariyle, beyaz adama sâdık köleler edinme fırsatı vereceği için, vicdanlar bir süre susturuldu.
O günlerde Kongo’da sokak sokak, hatta ev ev, hamile kadın arandı… Kimisi, üç aylık, kimisi beş, kimisi de dokuz aylık bebeklerini karınlarında taşıyan anne adayları, zor kullanılarak büyük bir meydana toplandı. Meydana zorla getirilen genç anne adayları arasında dokuz aylık hâmile bir anne seçildi. Doğum yapmasına birkaç gün kalmış olan bu anne adayı, yere doğru gerilerek mancınık hâline getirilmiş bir ağaca bağlandı. Etrafta, yüzlerce siyâhî hâmile annenin korku dolu bakışları arasında bu annenin, bağlı olduğu ağacın ipi kesilerek, yavrusu ile birlikte havaya fırlatıldı. Bir annenin karnındaki çocukla birlikte havada parçalanışına şâhit tutulan etraftaki diğer anneler, çığlık çığlığa sağa sola kaçışsalar da, beyaz adamın elinden kurtulmayı başaramadılar.
Yaşadıkları bu olayı haftalarca üzerinden atamayan hâmile anneler, beyaz adamı nerede görseler, belâ bulaşmasın diye büyük hürmet göstermeye başladılar. Ve anne karnındaki çocukların ruhu, bu korku ile karışık hürmet duygusuyla şekillenmeye başladı.
Henüz bu vak’anın travmasını üzerlerinden atamayan anneler, bir sonraki ay yine aynı meydanda zorla toplandı. İçlerinden yine bir anne adayı seçilip, mancınıkla havaya fırlatıldı. Yüzlerce hâmile anne, her ay, içlerinden seçilen birinin mancınıkla havaya fırlatılışına, kimi zaman havada, kimi zaman yere düşerken parçalanışına şâhit tutuluyor ve yarının annelerine, karınlarındaki bebeklere korku travmaları yaşatılıyordu dokuz ay boyunca…
Hâmileliğinin daha ilk aylarından itibaren, anne karnında bu korku nöbetlerini yaşayarak dünyaya gelen çocuklar, tam da tahmin edildiği gibi, “korkuyu rûhuna sindirmiş ve efendisine ölümüne sâdık” birer köle olmaya başlamışlardı bile… Beyaz adam için paha biçilmez kıymetteki “sâdık köleler”…
Daha anne karnındaki ceninin psikolojisini, travmalarla şekillendiren beyaz adam, bilim adına da bir çığır açtığını düşünüyordu… Embriyo Psikolojisi…
Embriyo Psikolojisi Nedir?
Embriyo psikolojisi, anne karnındaki embriyonun, anne vasıtası ile yaşadığı psikolojiye verilen addır.
Kısaca diyebiliriz ki, hâmilelik süresince, bir anne ne ile meşgul ve duygu dünyası ne ile şekilleniyorsa, karnındaki embriyonun da duygu dünyası aynı olaylarla şekillenmektedir.
Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, eğer anne, korku nöbetleri ile hâmileliğini geçirmiş ise, muhtemel ki, doğacak çocukta da bu korku nöbetlerinin izleri bir ömür boyu devam edip gidecektir. Veya çok karşılaşılan bir başka örnekten bahsetmek gerekir ise, istenmeyen bir hâmileliği mecbûrî olarak yaşayan bir annenin karnındaki bebek, dokuz ay boyunca kendisini istemeyen bir annenin psikolojik baskısı altında eziklik hissedecektir. Bu ezilmeler, çocuğun bir ömür boyu taşıyacağı “psikolojik karakter”in en belirgin özelliği olarak, bir gölge gibi o çocuğu takip edecektir.
O hâlde, çocuk bekleyen bir anne, bir baykuş gibi ciddi ve dikkatli olmalı… Karnındaki yavrusuna fizyolojik olarak bağlı olduğu gibi, psikolojik olarak da bağlı bulunduğunu asla hatırından çıkarmamalıdır.
Okuduğu Kur’ân’ı, sadece kendisine değil, karnında taşıdığı yavrusuna da okuduğunu bilmeli… Aldığı abdestin, kıldığı namazın verdiği huzur ve sükûnun sadece kendisine değil minik yavrusuna da tesir ettiğini asla hatırından çıkarmamalıdır. Annenin yaşayacağı korku, öfke, hırs, günah, gıybet, yalan gibi vicdan sızlatan her türlü durumun çocuğa da inceden inceye zehir gibi sızdığı asla unutulmamalıdır. |
11:39 - 10/3/2008 - {1} -
|
Hakkımda
"Dök içini hep O'na dökebildiğin kadar, Bir gün bu kapkara çöle gelecektir bahar, Şimdilik biraz buğulu görünse de efkâr, "Nevbahar" diyor dört bir yanda duygular"
Ana Sayfa
RSS
Profilim
Arşiv
Cansofi Filistin Haber Nasihatler com
Kategoriler
Son Yazılar
- FİLİSTİN İNTİFADA NACİ EL ALİ
- Hayat Bir İbadettir S. Mübarek Erol
- Yüzyıllar önce gelen mail Senai DEMİRCİ
- Geçilmez Necip Fazıl Kısakürek
- Başlıksız
- Söz Beni Bekler Şeyhim...
- 54 FARZ
- 32 FARZ
- İSLAMDA AİLENİN ÖNEMİ Doç.Dr. M.SOYSALDI
- Çobanın Aşkı "Ya bir de Allah için Allah deseydim..."
ARKADAŞ SİTELER
|