Myspace Layouts at Pimp-My-Profile.com / Rosebud on water...











ferzâne

MİLLİ TAKIM ANNELERİ

Kategori: guncel

 

 

MİLLİ TAKIM ANNELERİ

 

"Benim Volkan'ım panter!" "Tolga'm kedi mi?" Milli annelerin reklam filmi!!! VİDEO

Milli Takım Avrupa'da yeni başarılara imza atmaya hazırlanırken en büyük sürprizi futbolcu anneleri yaptı...

 

Milli futbolcuların anneleri biraraya geldi, avrupayı fethetmeye hazırlanan oğullarına ekrandan moral verdi.. Bir reklam filmi için milli futbolcuların anneleri kamera karşısına geçti... Futbolcuların forma için yaptığı mücadeleye karşılık annelerin çocukları için yaptığı mücadele görülmeye değerdi...

Filmde tatlı atışmalar Uğur'un annesi Fadime Boral'ın sözleriyle başlıyor. Semih Şentürk'ün annesi Rabiye hanımdan cevap ise gecikmiyor... Arda'nın annesi Yüksel Turan'ın sözünü ise İbrahim Kaş'ın annesi Yasemin hanım kesiyor... Aurelio'nun annesi Lucia hanım yeni öğrendiği Türkçesiyle şampiyonluk mesajı veriyor. Gökdeniz karadeniz'in annesi Nilüfer Hanım oğlunun Rusya'daki başarılarından söz ederken, Gökhan Zan'ın annesi Kevser Hanım da polemiğe katılıyor. Milli takımın iki kalecisinin anneleri ise oğullarının başarıları hakkında atışıyor.. efekt Emre'nin annesi Hilmiye Aşık oğlunun yakışıklılığını överken, Kazım Kazım'ın annesi de bu tatlı rekatbetten geri durmuyor. Milli Takımın ünlü yıldızlarının ilk kez kamera karşısına geçen anneleri, ana sponsorluğun hakkını işte böyle verdi.

http://www.medyafaresi.com/?hid=14100&cid=3

 

09:20 - 10/6/2008 - yorum {2} - yorum yaz


Fethin Manevi Mimarı: Akşemsettin k.s.

Kategori: guncel

FETHİN MANEVİ MİMARI AKŞEMSEDDİN K.S. TÜRBESİ

b

Fethin Manevi Mimarı: Akşemsettin k.s.

Osmanlılar zamanında yetişen büyük evliya ve İstanbul’un manevi fatihi. İsmi, Muhammed bin Hamza’dır. Saçının sakalının ak olması veya beyaz elbiseler giymesinden dolayı Akşeyh veya Akşemseddin lakablarıyla meşhur olmuştur. Evliyanın büyüklerinden Şihabüddin Sühreverdi’nin neslinden olup, soyu hazret-i Ebu Bekr-i Sıddik’a kadar ulaşır. 1390 (H. 792) senesinde Şam’da doğdu. 1460 (H.864)da Bolu'nun Göynük ilçesinde vefat etti.

Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Akşemseddin Kur’an-ı kerimi ezberledi. Yedi yaşında babası ile Anadolu’ya gelip, o tarihte Amasya’ya bağlı olan Kavak nahiyesine yerleşti. Alim ve veli bir zat olan babası vefat edince, tahsiline devam etti. Genç yaşta akli ve nakli ilimlerde akranlarından daha üstün derecelere ulaştı. İlim tahsilini tamamladıktan sonra, Osmancık’a müderris oldu. İlim öğretmekle ve nefsinin terbiyesiyle meşgulken, tasavvufa yönelip, Ankara’da bulunan zamanın büyük velisi Hacı Bayram-ı Veli’ye talebe olmak üzere gitti. Fakat ona talebe olamadı. Halep’te bulunan Şeyh Zeynüddin’e talebe olmak için Haleb’e giderken, gördüğü bir rüya üzerine Hacı Bayram-ı Veli’ye talebe olmak üzere Ankara’ya geri döndü. Hacı Bayram-ı Veli tarafından kabul edilip, onun sohbetinde tasavvuf yolunun bütün inceliklerini öğrendi ve Hacı Bayram-ı Veli’den icazet (diploma) aldı.  

                                                                      

Aynızamanda tıp ilminde de kendini yetiştiren Akşemseddin, bulaşıcı hastalıklar üzerinde çalıştı. Araştırmalar sonunda Maddet-ül-Hayat adlı eserinde: "Hastalıkların insanlarda birer birer ortaya çıktığını sanmak yanlıştır. Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma gözle görülemiyecek kadar küçük fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur." diyerek, bundan beş yüz sene önce mikrobun tarifini yaptı.

Pasteur’un teknik aletlerle Akşemseddin’den dört asır sonra varabildiği neticeyi dünyada ilk defa haber verdi. Buna rağmen mikrop teorisi yanlış olarak Pasteur’a mal edilmiştir. Aynı zamanda ilk kanser araştırmacılarından olan Akşemseddin, o devirde seratan denilen bu hastalıkla çok uğraştı. Sadrazam Çandarlı Halil Paşanın oğlu Kazasker Süleyman Çelebi’yi tedavi etti. Ayrıca hangi hastalıkların hangi bitkilerden hazırlanan ilaçlarla tedavi edileceğine dair bilgiler ve formüller ortaya koydu.

Akşemseddin, zahiri ve batıni ilimleri bilen birçok alim yetiştirdi. Oğulları Muhammed Sa’dullah, Muhammed Fazlullah, Muhammed Nurullah, Muhammed Emrullah, Muhmmed Nasrullah, Muhammed Mir-ul-Huda ve Muhammed Hamdullah ile Harizat-üş-Şami Mısırlıoğlu, Abdurrahim Karahisari, Muslihuddin İskilibi ve İbrahim Tennuri bunlardan bazılarıdır.

Fatih Sultan Mehmed Han muhteşem ordusuyla İstanbul’un fethine çıktığında, Akşemseddin, Akbıyık Sultan, Molla Fenari, Molla Gürani, Şeyh Sinan gibi meşhur veliler ve alimler de talebeleriyle birlikte orduya katıldılar. Akşemseddin hazretleri savaş esnasında Sultan’a gerekli tavsiyelerde bulunarak, yeni müjdeler veriyordu. Kuşatmanın uzaması ve Sultan’ın ısrarı üzerine ve Allahü tealanın izni ile fethin ne gün olacağını bildiren Akşemseddin, Sultan şehre girerken yanında yer aldı. Fetih ordusu İstanbul’a girdikten sonra İslamiyetin harple ilgili hukukunun gözetilmesini genç Padişah’a hatırlattı ve buna göre hareket edilmesini bildirdi. Sultan’ın Eshab-ı kiramdan Ebu Eyyub el-Ensari’nin kabrinin bulunduğu yeri sorması üzerine:

"Şu karşı yakadaki tepenin eteğinde bir nur görüyorum. Orada olmalıdır." cevabını verdi. Daha sonra orası kazıldı ve Eyyub Sultan’ın (radıyallahü anh) kabri ortaya çıktı. Fatih Sultan Mehmed Han, Ebu Eyyub el-Ensari’nin kabr-i şerifinin üzerine bir türbe,yanına bir cami ve ilim öğrenmek için gelen talebelerin kalabileceği odalar inşa ettirdi. Sultan, Akşemseddin’den İstanbul’da kalmasını istediyse de, Akşemseddin Padişah’ın bu teklifini kabul etmedi.

Akşemseddin, İstanbul’un fethinden sonra, Göynük’e yerleşti ve vefatına kadar orada kaldı. Göynük’e yerleştikten sonra, bir taraftan ahiret hazırlığı yapıyor, diğer taraftan da küçük oğlu Hamdullah’ın ilim ve terbiyesi ile meşgul oluyordu. “Bu küçük oğlum, yetim, zelil kalır, yoksa, bu zahmeti çok dünyadan göçerdim.” derdi. Bir gün hanımının; “Göçerdim dersin yine göçmezsin!” demesi üzerine; “Göçeyim!” deyip mescide girdi. Akrabasını ve evladını toplayıp, vasiyetini yaptı. Helallaşıp veda etti. Yasin-i şerifi okumaya başladı. Sünnet üzere yatıp temiz ruhunu teslim etti (1460).

Göynük’teki tarihi Süleyman Paşa Caminin bahçesine defnedildi. Daha sonra oğullarının kabri ile beraber bir türbe içine alındı.

 

Buyururdu ki:
“Her işe besmele ile başla.
Temiz ol, daim iyiliği adet edin, tembel olma, namaza önem ver.
Nimete şükür, belaya sabret.
Dünyanın mutluluğuna mağrur olma.
Ömrüm uzun olsun dersen, kimseye kızma, eziyet etme.
Kimsenin nimetine haset etme.
Senden üstün olan kimsenin önünden yürüme.
Tırnağını asla dişinle kesme.
Çok uyumak kazancın azalmasına sebeb olur.
Akıllı isen yalnız yolculuğa çıkma.
Gece uyanık ol, seher vakti Kur’an-ı kerim oku.
Zikrin daima hamd-i Hüda (Allahü tealaya hamd etmek) olsun.
Hem Cehennem azabından endişeli ol.
Hasedi terk et, kendini başkalarına medh etme.
Namahreme (harama) bakma, harama bakmak gaflet verir.
Kimsenin kalbini kırma. Düşen şeyi alıp (temizleyerek) yersen fakirlikten kurtulursun.
Edepli, mütevazi ve cömert ol.Cünüb kimse ile yemek yemek gam verir.
Yalnız bir evde yatmaktan sakın.
 Çıplak yatmak fakirliğe sebep olur.”

 

 

                                                            

 

  Eserleri:
1) Risalet-ün-Nuriyye: Tasavvufa ve tasavvuf ehline dil uzatanlara cevab mahiyetindedir.

 Arabça olup, kardeşi Hacı Ali tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.
2) Def’ü Metain,
3) Risale-i Zikrullah,
4)Risale-i Şerh-i Ahval-i Hacı Bayram-ı Veli,
5) Malumat-ı Evliya,
6) Maddet-ül-Hayat,
7)Nasihatname-i Akşemseddin.

 

 

 

 

11:48 - 29/5/2008 - yorum {10} - yorum yaz


İSTANBULUN FETHİ

Kategori: guncel

Resulullah Aleyhisselâm’ın, İstanbul’un Fethinden Sekiz Asır Önce
Müjdelediği ve Övdüğü;

"Kostantîniyye’yi Fetheden Kumandan"
ve "O’nun Güzel Askerleri"

 

 

Beş yüz elli bir sene önce; 29 Mayıs 1453 târihinde, yedinci Osmanlı pâdişâhı Fâtih Sultan Mehmed Hân’ın sûrî, Akşemseddîn -kuddise sırruh- Hazretleri’nin mânevî tasarruf ve gayreti ile fethedilen İstanbul, İslâm’ın ilk yıllarından itibâren müslümanlar tarafından hayranlık duyulan, diyâr-ı Rûm’un en gözde ve en muhteşem şehri idi.

İleride vukû bulacak pek çok hâdiseleri ve meydana gelecek muhteşem fetihleri haber veren Seyyid-i kâinât, Sebeb-i mevcûdat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Bişrü’l-Ganevî -radiyallâhu anh-den rivâyet edildiğine göre; Ashâb-ı kirâm’ına bir gün şu büyük müjdeyi vermişti:

"Kostantîniyye elbette fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır! Onu fetheden askerler ne güzel askerlerdir!" (Ahmed bin Hanbel, Müsned; c.4, s.335)

Bu müjdeyi işiten İslâm kumandanları, Emevî halîfesi Muâviye’den başlayarak, defâlarca kez İstanbul’u kuşatmışlar; ancak, bu ulvî ve şerefli vazîfe, müjdelenen gerçek kumandana ve peygamberî övgüye mazhar olan muzaffer ordusuna varıncaya kadar, hiç kimseye nasip ve müyesser olmamıştır. Muâviye zamânındaki fetih girişimlerine, Resulullah Aleyhisselâm’ın bayraktarı olan Ebû Eyyûb el-Ensârî -radiyallâhu anh- Hazretleri de katılmış; hattâ İstanbul surları önünde vefât ederek, bugün kendi adıyla anılan yere defnedilmiştir.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in müjdesinin üzerinden asırlar geçtiği ve fetih için çok defâ girişimde bulunulduğu halde, müslüman hükümdarlar İstanbul’u fethetme arzusundan vazgeçmemiş; fetih müjdesinin heyecânını ruhlarının derinliklerinde dâimâ hissetmişlerdi.

Gelmiş geçmiş birçok İslâm hükümdârı gibi, Fâtih Sultan Mehmed Han da, kendisine ve ordusuna gerek dünyevî, gerekse uhrevî çok büyük lütufların kapısını açacak olan bu yüce fethin "Fâtih"i olma arzusunu yüreğinde hissetmekte idi. Bunun içindir ki, fetihten önce topladığı dîvân meclisinde, İstanbul’u fethetme karârını bildirirken; "İ’lâ-yı Kelimetullah ve ihyâ-i minnet-i Resûlullah etmiye gücümü sarf eylemek dilerim!" demişti.

Fâtih Sultan Mehmed Han, Osmanlı topraklarına saldıran Karaman beyini cezâlandırdıktan hemen sonra, ilk iş olarak İstanbul’un fetih hazırlıklarına başladı. Bizans’ı ortadan kaldırmayı kafasına koymuştu. Öyle ki; fethin gerçekleşmesi husûsunda, "Ya ben Bizans’ı alırım, ya da Bizans beni!" diyecek kadar azim ve kararlılık sâhibiydi. Bu karârını tatbik etmek için de, ilk iş olarak, daha önce Yıldırım Bâyezid’in İstanbul’u fethetmek için yaptırdığı Anadolu Hisarı’nın karşısına, bugünkü Rumeli Hisarı’nı yaptırdı.

Pâdişah 1452’de hisarın yapımını başlatınca, Bizans imparatoru Kostantin Drazages, bunun bir fetih hazırlığı olduğunu anladı. Bu nedenle, hisarın yapımını durdurması için Fâtih’e defâlarca kez elçi gönderen imparator; buna karşılık, daha önce tutsak edilen Şehzâde Orhan’ı serbest bırakmayı dahî göze aldı. Fakat bu isteği Fâtih tarafından her defâsında reddedildi.

Sultan Mehmed, Rumeli Hisarı’nı dört aylık bir zaman zarfında tamamlayarak; Avrupa kıyısında yaptırdığı Rumelihisarı’nı, Asya kıyısında yeralan Anadolu Hisarı’yla birbirine kenetledi ve böylelikle boğaz yolu kesilmiş oldu.

Bizans’ın asırlardır övündüğü, şehrin etrâfını çevreleyen surlardan başka güvendiği herhangi bir şeyi yoktu. Kostantin, Fâtih’in Mahmud Paşa’yı göndererek kendisine ilettiği şehri teslim etme teklifini reddediyor; daha öncekiler gibi, Fâtih’in de ordusuyla birlikte er geç surların çevresinden uzaklaşacağını zannediyordu.

Pâdişah, kışı Edirne’de geçirerek savaş hazırlıkları yaptı. Ortaçağ insanının hafsalasının alamayacağı büyüklükte, iki tonluk gülle savurabilen ve ikibin asker tarafından çekilen "Şâhî" adındaki muazzam topları döktürdü. Bu topların plânını ve çalışma şemasını, Sultan Mehmed Hân’ın bizzat kendisi çizmişti.

İmparator Kostantin Osmanlı ordusunun şehrin etrâfında yığılmaya başladığını görünce, Haliç’i derhâl zincirlerle kapattırdı; deniz yoluyla Venedik’ten de yardım istedi. Osmanlı donanmasının reisi Baltaoğlu Süleyman Bey, Fâtih’in emriyle, Venedik gemilerinin boğazdan geçmelerini önlemek için ne kadar uğraştıysa da, donanma tertibâtı zayıf olduğu için buna engel olamadı. Durumu karadan seyredip, olup bitenlere son derece hiddetlenen Fâtih’in, öfkesinin şiddetinden atını denize sürdüğü rivâyet edilir.

Akşemseddin -kuddise sırruh- Hazretleri muhâsaradan önce, orduya hitâben tesirli bir konuşma yaptı. Okunan fetih Âyet-i kerime’si, âdetâ Allah-u Teâlâ’nın Fâtih Sultan Mehmed Hân’a ve ordusuna yapacağı küllî ilâhî yardımı haber veriyor; zuhûru çok yakın olan şanlı fethi müjdeliyordu.

Nihâyet 6 Nisan 1453’te muhâsara başladı. 22 Nisan gecesi yetmiş parçalık donanma, Kasımpaşa sırtlarından kaydırılarak Haliç’e indirildi. Sultan Mehmed’in gemileri karadan yürütmesi akıllara durgunluk vermiş; hususûsiyetle Bizans askerleri, Türk donanmalarının beklenmedik bir biçimde kendi denizlerinde yüzdüğünü görünce, bir an ne yapacaklarını bilememişlerdi. Aslında bu da her sebep gibi, ilâhî hükmün vukû bulmasını sağlayan bir sebepten ibâretti. Bu hüküm sâyesinde, Allah-u Teâlâ’nın izin ve ruhsatı ile, o aşılmaz tepeler kalyonlara, çektirilere yol oldu. Bunu o güne kadar hiç kimse akıl edememişti; hâl-i hazırda hiç kimsenin yapabilmesi mümkün de değildi. Zîrâ Allah-u Teâlâ İstanbul’un "Fâtih"liğini, ezelî ilim ve irâdesiyle ona tahsis ettiği için; fethi gerçekleştirecek azmi, şecâat ve kudreti de yalnız ona bahşetmişti.

29 Mayıs 1453 günü, sabah namazının ardından yapılan duâdan ve hükümdârın hitâbından sonra yapılan son hücumda; top atışlarının tesiriyle surların büyük bir bölümü yıkıldı. Sur aralarında açılan gediklerden içeri giren Osmanlı askerleri, nihâyet şehri ele geçirdiler. Ulubatlı Hasan adında bir Türk eri, Bizans surlarına ilk İslâm sancağını dikti. İmparator Kostantin savaş esnâsında öldü. Osmanlı bayrağını Topkapı surları üzerinde gören Sultan Mehmed Hân, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in müjdesine ermenin verdiği sevinçle atından inip secdeye kapandı ve Allah-u Teâlâ’ya şükretti.

Elli üç günlük kuşatmadan sonra Sultan Mehmed Han, Resulullah Aleyhisselâm’ın övdüğü kumandan olma vasfını almaya hak kazanmış; isminin başına "Fâtih" ünvânı eklenerek, asırlardan beri beklenen peygamberî müjdeyi gerçekleştirmişti. Böylelikle de, İstanbul’un fethi için topladığı dîvânda söylediği gibi; ezan seslerini İstanbul semâlarında yükseltip, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in minnetini ihyâ etmişti.

 

 

Fâtih, Fetihten Sonra Askerlere
Hizmet Ediyor; Akşemseddîn -kuddise sırruh- Hazretleri de
Peygamberî Müjdenin Gerçekleştiğini Bildiriyordu:

Evliyâ Çelebi meşhur "Seyahatnâme"sinde, İstanbul’un fethinden şöyle bahseder:

"Cihânın yaratıcısı olan Allah’a sınırsız ve sayısız kere hamd olsun ki; her işin meydana gelişinde O’nun ezelî bir hükmü vardır. Osmanlı Sultânı es-Sultân İbn-i Sultân Fâtih Gâzî Mehmed Hân Hazretleri İstanbul’u fethedince, Peygamber’imiz Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-in söylediği "Belde-i Tayyîbe" sıfatının harfleri, fethin târihine uygun düştü.

Ulu saltanat yurdu Kostantîniyye, Akşemseddîn Hazretleri’nin; fethini vakıt, saat ve derecesiyle önceden ta’yîn ettiği gün, ya’nî Hicret’in 857. Cemâziyelâhir ayının yirminci günü, Allah’ın emriyle, Fâtih Sultan Mehmed tarafından feth olundu. Fethin ardından Sultan Mehmed Hân Tersâne bahçesine gelip, üç gün üç gece müslümân gâzîlerin tümüne ziyâfetler verip, bizzat kendileri hizmet ederek; çeşnicibaşı gibi, kemerinde peştemâl ile bütün gâzîlere: "Ekmek, tuz, yemek; dahî ne gerek?" diyerek beyaz ekmek dağıttı, yemekten sonra da işbaşında olan bilginlerin ellerine ibrik ile su döktü. Tâ bu derece nefsini kırıp, üç gün üç gece hizmet eyledi…

Bütün müslüman gâzîler, ele geçirdikleri gazâ malından Allah’ın farz ettiği kısmı pâdişâha verip, bütün esirlerden onda bir pâdişâh hissesi olarak, üç bin sekiz yüz esir pâdişâhın hissesine düştü. Yirmi bin kese Takyânus ve Madyan oğlu Yanko altını düştü. Üç bin saray, iki bedesten ve yedi dükkân bile düştü. Ayasofya Câmiî ile yedi büyük kiliseyi dahî Sultan Mehmed’e verdiler. Gâzîler Fransa kralının orada bulunan kızını da pâdişâha verip hak düşürdüler.

Hemân Akşemseddîn Hazretleri ayak üzere kalkıp: ‘Ey müslümân gâzîler! Bilin ve uyanın ki hepiniz hakkında âhır zaman Peygamber’i, o Server-i Kâinât ve varlıkların övüncü;

‘Kostantîniyye mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir!’ buyurdular.

İmdi, inşaallah hepinizin ve hepimizin günahları affedilmiştir. Bu gazâ malını isrâf etmeyip, İstanbul’da hayır eserleri yaparak, pâdişâhınıza itâat eyleyiniz!’ dedi. Sonra da; ‘Osmancık’tan bu âna kadar pâdişahlarınıza ‘Bey’ derdiniz, bundan sonra ‘Sultan’ deyin. Etek toplayıp, ziyâfette size hizmet ederek ekmek dağıttı!’ diyerek pâdişâhın başına iki çatal ablak sorgucu takıp, ‘Pâdişâhım! Osmanoğulları’nın yüz suyu oldun, hemân Allah yolunda mücâhid ol!’ diye gülbang-ı Muhammedî çekti. Sonra bütün gâzîler İstanbul’a dağılıp îmâr etmeye başladılar." (Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, c.1’den naklen.)

 

 Hakikat .com   

11:39 - 29/5/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


ANNELER VE KIZLARI

Kategori: guncel

Anne ve kız arasında en çok yaşanan iletişim sorunları nelerdir?

Anne kız arasındaki mesafe ergenlik boyunca değişikliklere uğrar. Bazen yakınlaşma, bazen de uzaklaşmalar görülür. Burada önemli olan annenin kızına baskı yapmamasıdır. Kendisine yakın olmaya zorlanan genç gibi, uzakta tutulan genç de sorunlar yaşayabilir. Genç bir yandan annesi gibi olmak isterken bir yandan da annesine benzememeye çalışabilir.

Anneler kızlarıyla en çok hangi konularda çatışıyor, neler bekliyor?

• Odasını toplamaması, eve geldiğinde yemeğe yardım etmemesi. 
• Uzun süre internette kalmak, oyun oynamak.
• Ders sorumluluğunu üzerine almak istemeyebiliyor.
• Anne ve geliş gidip saatleri konusunda katı kurallar koyuyor, genç uymak istemiyor. 
• Gencin seçtiği kıyafetler annelerin engeline takılabiliyor. Gençler ergenlik dönemlerinde saç ve giyimleri konusundaki eleştirileri dinlemeyip aksini uygulayabiliyor.
• Uzun uzun telefonda konuşması annesiyle çatışma yaşamasına neden oluyor.
• Arkadaş seçiminin annesi tarafından onaylanmaması ve hoşnutsuzluğun açıkça ifadesi rahatsızlık yaratıyor.

Anne ve kız arasındaki iletişimde neler yapılmalı, nelerden kaçınmalı?
 
- İki taraf da birbirinin sevgisinden emin olmalı.
- Suçlayıcı bir tavırla iletişim kurmaktan kaçınılmalı, aşırı kontrolcü tavırlarla kızına yaklaşmamaya özen göstermeli.
- Anne kızına sorunlarında yanında olduğunu gösterirken, bir arkadaş gibi değil anne olduğunu hissettirerek davranmalı.
- Anne kızına karşı iyi bir dinleyici olmalı.
- Kızlar anneleriyle yaşadıkları olumsuzlukları ve onlardan gelen eleştirileri kişisel almayarak ılımlı olmaya çalışmalı.
- Annenin kızına iyi bir rol modeli olması, gelecekte kızının cinsel kimliğini, rolünü etkileyeceğinden bu konuda dikkatli olunmalı.
- Anne hep kaygılı ve korkularla dolu olarak kızına yaklaşırsa, kızının gelecekteki hayatı da olumsuz etkilenecektir.
- Annenin çatışmalı durumun farkına varması ve duygularının da farkında olması lazım.
- Sorun çözümünde hep şimdi ve burada ne olduğu tartışılmalı, geçmişteki sorunların üzerinde durulmamalı.
- Sabırlı olmak, ruhsal ve duygusal bağlılığı artırmak gerekir. Küçük adımlar atmak, değişiklikleri bir anda yapmamak büyük önem taşıyor.
- Anne kız ilişkisinde daha fazla konuşma var, çok detay işin içine girdiğinden çatışma oluyor. Bu nedenle duygular iyi tahlil edildikten sonra çok gerekli ve önemli bulunan konular konuşulmalı.

10:36 - 10/5/2008 - yorum {6} - yorum yaz


Dostlarımızın Cuma Günü Hediyeleri

Kategori: guncel

 

Dostlarımızın Cuma Günü Hediye e kartları emeğinize sağlık...

Sohbetsevenler.blogcu.com

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

Sevgipınari01.blogcu.com   

 

 

Sadiyedemir.blogcu.com

 

 

 

11:30 - 9/5/2008 - yorum {4} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Hakkımda
"Dök içini hep O'na dökebildiğin kadar, Bir gün bu kapkara çöle gelecektir bahar, Şimdilik biraz buğulu görünse de efkâr, "Nevbahar" diyor dört bir yanda duygular"

Yazılarımdan zamanında haberdar olmak için emailiniz ile üye olabilirsiniz.
Boş kısma email adresinizi yazın:

Image Hosted by ImageShack.us

FeedBurner ile oluşturuldu.

Ana Sayfa
RSS
Profilim
Arşiv
Cansofi
Filistin Haber
Nasihatler com
Sultanlar Diyarı
Kategoriler
Son Yazılar
- FİLİSTİN İNTİFADA NACİ EL ALİ
- Hayat Bir İbadettir S. Mübarek Erol
- Yüzyıllar önce gelen mail Senai DEMİRCİ
- Geçilmez Necip Fazıl Kısakürek
- Başlıksız
- Söz Beni Bekler Şeyhim...
- 54 FARZ
- 32 FARZ
- İSLAMDA AİLENİN ÖNEMİ Doç.Dr. M.SOYSALDI
- Çobanın Aşkı "Ya bir de Allah için Allah deseydim..."




ARKADAŞ SİTELER

Google Pagerank Checker
Google