Myspace Layouts at Pimp-My-Profile.com / Rosebud on water...











ferzâne

Yegenim ameliyat oluyor...

Kategori: saglik

Kıymetli Arkadaşlarım

Bugün saat 08:00 itibari ile yegenim skolyoz

ameliyatına alındı dualarınızı lütfen eksik etmeyin

 

 

*************************************************************************

 

Yegenimin

sağlık durumu şu an itibari ile iyi Elhamdülillah... Ameliyatı başarılı geçti dualarını esirgemeyen tüm kardeşlerden Rabbim razı olsun Tüm hastalara Allah tan acil şifalar... 14:37

09:02 - 3/6/2008 - yorum {13} - yorum yaz


BEDEN KİTLE İNDEKSİ

Kategori: saglik

 

 

*Beden Kitle Endeksi ile boy ölçünüze göre kilonuzun normal mi yada fazlalılığınızın olup olmadığını öğrenebilirsiniz!

 

BEDEN KİTLE İNDEKSİ

BKİ (Beden Kitle İndeksi) : Şişmanlığı ölçmede en yaygın olarak kullanılan ölçüt "Beden Kitle İndeksi'dir. Hesaplanması oldukça pratiktir:

BKİ =     Ağırlık  (kg)    
                  Boy² (m)

Örneğin 1.70 boyunda, 82 kilosunuz

BKİ =   82  =   28,3'dür.
             1.70²

Sizde BKİ'nizi hesaplayıp kilonuzu aşağıdaki tabloya göre değerlendirebilirsiniz.

Tablo: Beden Kitle İndeksinin Değerlendirilmesi

Vücut Ağırlığı (kg)

BKİ(kg/m2)

Zayıf

18.5

Normal

18.5-24.9

Hafif Şişman

25-29.9

1. Derecede Şişman

30-34.9

2. Derecede Şişman

35-39.9

3. Derecede Şişman

³40

 

 

 

 

 

17:06 - 26/3/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Obezite Nedir? Uz.Dr. Yavuz FURUNCUOĞLU

Kategori: saglik

Uzman Gözüyle Obezite

Uz. Dr. Yavuz FURUNCUOĞLU 

Obezite nedir?
Obezite, vücutta fazla miktarda yağ toplanmasıdır. Yani her şişman, obez değildir. Meselâ bir halterci düşünün; boyu 1.50 m., kilosu ise 65 kg. olsun... Boyuna göre kilosu fazla, ama yağ oranına baktığımızda problem yok. O zaman ona "obez" diyemeyiz. Bir de bunun tersi vardır. Kilomuza baktığımızda normaldir, ancak vücudumuzdaki yağ miktarımız fazladır. Bu kişilere de "metabolik obezite" diyoruz. Bunlar aynen diğer şişman hastalar gibi metabolik hastalıklara açık insanlardır. Demek ki insanın kantara çıktığı kilodan çok, yağ miktarı önemlidir.

Meselâ kabaca hangi ölçüler için obez diyebiliriz?
Kilo / boyun m2'sinin sonucu:
18,5 ile 25 arası ise normal,
25 ile 30 arası fazla kilolu,
30 ile 40 arası obez,
40 üstü ise "morbit obez" dediğimiz "aşırı şişman insan" tipleridir.
Bunları niçin sınıflandırmışlar? Çünkü hastalıklar ve ölüm riskleri bu oranlara göre ortaya çıkmaktadır. Bu oranlar (vücud kitle endeksi) arttıkça, hastalık ve ölüm riskleri de büyümektedir. Yalnız bu oranlar çocuklarda, gebelerde ve sporcularda geçerli değildir.

Çocuk çağı obezitesi nedir? Nasıl önlem alınmalı nasıl yaklaşılmalıdır?
Öncelikle hatalar, gebelikten itibaren başlamaktadır. Hamile bayanlara: "Sen gebesin..." diyerek sürekli yeme ısrarları yapılır; bunun sonucunda da bebekler, birer tosuncuk olarak doğar. Hâmilelikte annelerin 8-10 kilodan fazla almaması gerekmektedir. Bunun daha fazlası, çocuğun kilolu doğma ihtimalini artırır.
İkinci olarak, süt verme döneminde anneler, muhakkak anne sütü vermelidirler. Anne sütü değil de mamalarla besleniyorsa, o çocuk ileride kilolu olacak demektir. Yani şişmanlığın tohumları henüz gebelikte atılmaktadır. Yetişkinlerde yağ hücrelerinin yalnızca çapı büyür ve biz şişmanlarız, ancak çocuklarda bu yağ hücrelerinin çapı değil, sayısı artmaktadır. Bu ise daha tehlikelidir ve çocuklar obez olmadan tedbir alırsak, onların ileride şişman fertler olmalarını engellemiş oluruz.
Bir de genetik faktörler vardır: Anne ve baba şişman değil ise, bu çocuğun şişman olma ihtimali %20, anne ya da babadan biri şişman ise bu ihtimal %40, anne ve babanın her ikisi de şişman ise, bu çocuğun şişman olma ihtimali %80'dir.
Çevreye bağlı faktörler de çok önemlidir. Şişman bir âilenin çocuğunu alın Afrika'ya koyun, tabiî ki, zayıflar. Ya da zayıf bir âilenin çocuğunu Amerika'ya götürüp ona fast food dediğimiz yağlı yiyeceklerden yedirin, o çocuk da elbette ki şişmanlar. Araştırmalara göre bilgisayar başında 4 saatten fazla oturan çocuk ve yetişkinlerde kilo oranı daha yüksektir. Ayrıca çocuklarımız maalesef Osmanlı mutfağını değil de gittikçe büyüyen fast food kültürünü tanıyorlar. Bu da onların sağlıkları açısından büyük bir problem teşkil ediyor.
Bu durumda da bizler sebzenin reklâmını iyi yaparak çocuklarımızı spora ve oyuna doğru yönlendirmeliyiz.

Bilinçsiz diyetlerin zararları nelerdir?
"Bilinçsiz diyet" dediğimiz hâdise, çoğunlukla tek yanlı diyetlerdir. Ya tek lahana çorbası ya tek domates çorbası içmek gibi... Bunların hiçbiri tasvip edilemez. Niçin? Çünkü diyette asıl olan, insanların ömür boyu yapabilecekleri diyetlerdir. Bu bilinçsiz diyetlerle verilmesi gereken yağ değil, tam tersi kas kaybı oluyor; vücuttaki azot yükü artıyor ve böbreklerle karaciğerlere aşırı yüklenme oluyor. Hattâ bu durum, kişiyi gud krizlerine dek götürebiliyor. Hanımlarda hızlı kas yıkımından dolayı oluşan böbrek ve safra taşları sebebiyle âdet bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Popüler diyetlerin çoğu zararlıdır. Hâlbuki Allah, insanoğlunu yaratırken her şeyi ona uygun yaratmıştır. Yani bizim yiyeceklerimizin içindeki her şey dengeli ve insanın ihtiyaç duyduğu besinlerdir. Biz şimdi bu mükemmel sistemi tek yönlü beslemeye çalışırsak problemler ortaya çıkmaya başlar.

Obez bir insan için doktor desteği hayatının neresinde olmalı?
Şişman hastalarımızın tetkiklerinde karaciğer yağlanması, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, guatr, hormon bozuklukları, insülin yüksekliği, yumurtalık kistleri gibi birçok tehlikeli hastalık bulundu. Bu da göstermektedir ki, bu hastaların sağlık problemlerini, sadece diyetle çözebilmek mümkün değildir. Çünkü "obezite, eşittir hastalık" demektir. Ve hastalıkların tedavisini de doktorlar yaparlar.

Şişmanlık, özellikle Türkiye'de, tedâvi gerektiren bir hastalık değil, bir fizikî özür olarak kabul ediliyor. Bu fikirlere karşı neler söylemek istersiniz?
Genelde: "Boğazını tut, zayıflarsın." diye baskılar yapılır. Aslında bu hastalarda da suç yok, tüm suç insülinde... Ya da bu şişmanlık genetik bir olaydır. Anne-baba şişmansa, o çocuğun şişman olmaması elinde değildir. Farklı sebeplerden dolayı siz şişman olan insanları alıp aynı kategoriye sokamazsınız. Çünkü asıl amaç, zayıflatmak değil; hastalığı tedâvî etmektir ve bunun sonucunda da hastalar zayıflamış olurlar.

Sık öğün sisteminin bilimsel faydaları nelerdir?
Diyelim ki, vücudumuz bir soba... Bu sobaya sabah ve akşamları odun attığımızı düşünelim. Sadece sabah ve akşam odun attığımızda enerji sadece o vakitlerde açığa çıkar, diğer saatlerde sönüktür. Sönük olması da enerji harcanmaması dolayısıyla şişmanlamak demektir. Ama az ve sık yersek, yani sobaya az, ama sık aralıklarla odun atarsak, az da olsa enerji ortaya çıkar. Böylece vücut çalışmış olur. Önceleri sistem, yemek geliyor diye çalışmaya başlar. Ancak siz az miktarda atıştırdığınız zaman sistem gelen yemek çok az olsa da, artık çalışmaya ve enerji üretmeye başlamıştır. Bu işlem sık sık tekrar edince de vücut böylelikle yağları yakmayı öğrenir.

Kısa sürede kilo vermenin zararları nelerdir?
Kısa sürede kilo vermek, hastanın metabolizmasını alt-üst eder. Hatta bilimsel çalışmalar sonucunda:
"-Eğer sık sık kilo alıp verecekseniz, bırakın şişman kalın daha iyi..." denilmiştir.
Kısa sürede kilo vermek, aslında kasların kaybı demektir. Kas kaybı ise, azot yükünün fazlalığı demektir. Bu da sistemin problem yaşaması anlamına gelir. Meselâ kalp kaslarının zayıflığı neticesinde, sadece hızlı diyete bağlı olarak ölen hastalar var. Şuurlu ve sağlıklı olanı ise ayda 2-4 kilo vermektir. Zayıflamak demek; sağlığını kazanmak demektir, kaybetmek değil...

"Kilolarımla barışığım" diyenlere neler söylemek istersiniz?
İnsanoğlu, kendisine hep bir savunma mekanizması bulur. "Kilolarımla barışığım" da böyle bir mekanizmadır. "Ben zayıflayamıyorum, ama aslında zayıflamaya niyetim de yok zaten. Bununla kim uğraşacak?.." diye düşünüyor olabilir. Oysa her şişman, daha kolay hareket etmek, daha kolay elbise bulmak ya da sağlıklı kalmak için devamlı şuuraltında zayıf olmayı hayal eder. "Ben şişmanım, ama mutluyum." demek "Benim kötü alışkanlıklarım var, ama mutluyum." demeye benzer. Sonuçta bu kötü alışkanlıklar, sana zarar vermektedir.

Peygamber Efendimiz'in: "Biz sofraya ellerimizi yıkadıktan sonra ve acıkınca otururuz. Doymadan da kalkarız." sözünün bugün tıp bilimindeki karşılığı ve yeri nedir?
Şu an tıp, gerçekten sağlıklı bir hayat için el yıkamanın önemini insanlara anlatmaktadır. Ayrıca mideyi doyurma hadisesine gelince:
Şu anda tespit edildiğine göre, aç olan insanların ömrü daha uzundur. Oruçlu insanların daha sağlıklı olduğu, daha uzun süre yaşadığı, karnını tıka basa doyuranlarda kalp krizi riskinin daha fazla olduğu, midesinde 1/3'ten daha az su olanların daha çok hastalandıklarını tıp ispatlamıştır.
Demek ki, tüm hastalıkların sebebi boğazdan gelmektedir. Peygamberimiz'in tavsiyelerine uyduğumuz zaman zaten şişman olmayız. O, bize her konuda olduğu gibi sıhhat konusunda da örnektir. Yani Müslüman, Müslümanca yaşarsa hastalıklar sıfırlanır ve sosyal hayat gelişir. Ama vücudumuz ve sağlığımız bize hazır bir şekilde verildiği için onun kıymetini bilmiyoruz.

Kilo verirken irademize nasıl sahip olabiliriz?
Öncelikle kararlı olmak lâzım... Kararlı olmak için bilmek, bunun için de okumak lâzım. Okuyup öncelikle ne gibi hastalıkların başımıza gelebileceğini öğrenmeliyiz. Çünkü insan tehlikesini bildiği şeyden korkar. Şişmanlığın ne gibi tehlikeleri olduğunu bilirsek, kararlı oluruz. Bilmek yetiyor mu? Yetmiyor. Bir de bunu uygulamak gerekmektedir. Bunun için de âile desteği çok önemlidir. Bir kişi, tek başına yola çıkarsa çok daha fazla zorlanır. Onun için bu işi ya arkadaşlarıyla ya da en doğrusu, âilesiyle birlikte yapacak... Evde herkes sağlıklı beslenecek...
Hâsılı iradenin kuvvetlenebilmesi için öncelikli olarak çevre faktörlerinin desteği gerekmektedir
.

Oruç tutmak sağlığa zararlı mıdır?
Oruç, tam tersine, kolesterolü düşürür. Ayrıca tip-2 şeker hastalarının da oruçtan faydalandıklarını gördük. İnsanın vücudunun dayanma kapasitesine göre, oruç kesinlikle tavsiye edilir. Oruç tutup da çeşitli sebeplerden dolayı sağlığı bozulacak grup yok denecek kadar azdır. Çünkü oruç, aç kalmak değildir. Gündüzü gece, geceyi gündüz yapmaktır sadece. Yani aslında yeme içme saatleri değişmiyor. Sadece belli vakitlere göre programlanmış oluyor. Tabiî ki orucun fayda sağlaması için mideye iftarda da çok aşırı yüklenmemek gerekiyor. Ramazan, sıhhat açısından bakıldığında, bütün organların dinlenmesi, kendilerini restore etmesi demektir.
Sahur da Peygamberimizin tavsiyesinde olduğu gibi çok önemlidir. İnsan sahura kalkmazsa bütün gün aç kalmış olur. Gecenin o saatinde kortizon seviyemiz çok düşüktür. Biz, bunu sahurla yükselterek gün içindeki stresi önceden uyarmış oluyoruz.

Diyetin belli bir döneminde kilo verme işlemi durmaktadır. Bunun sebepleri nelerdir?
Diyete başladıktan birkaç ay sonra vücut kendini korumaya alıyor; kıtlık var sanarak sahibini korumaya almak için artık ona kilo verdirmiyor, gelenle yetinmeye çalışıyor. Bu dönemin atlatılması için yürüyüşü artırmak lâzım. Bazı hastalarda ise, ilâç uygulamak gerekir. Ya da kişinin sadece o dönemine has, özel bir diyet de uygulanabilir.

Son olarak, sağlıklı bir hayat için tavsiyeleriniz nelerdir?
Sağlıklı hayat için insanoğlu yiyerek aldığı enerji ile harcadığı enerjiyi bir dengeye oturtmalıdır. Bunu yaparken de birçok gıdadan istifade etmelidir. Bir de bütün yapacağı diyetlerde: "Bu işi sağlık için mi yapıyorum, estetik kaygıdan dolayı mı yapıyorum?" diye kendini sorgulaması ve sağlık için olan sınırda durması lâzım.

Ve en önemlisi de; obezite için lütfen bir doktora başvurulsun...

 

10:18 - 22/3/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Sodalı Kek Tarifim

Kategori: saglik

Aslında blogum yemek tarif blogu değil   ama sizlerle evde yaptığım bir kek tarifini paylaşmak istedim, hatta içimden geldi J)

Sağlık açısından kendimde tercih ettiğim bir tarif tir. Özellikle kilo almak istemeyen bayan arkadaşlarım  için J öneriyorum…Çünkü bu kek’te yağ oranı “0” dır..  Aynı zamanda yine saglıgımız açısından  sodalı olması sindirimi kolaylastırır.

 

Denemek isteyenler için buyrun tarifim:

 

 

 

 

 

 

 

SODALI KEK

 

Malzemeler:

 

3 Yumurta

1,5 su bardağı şeker (şeker isteğe göre azaltılabilir)

2 su bardağı un

1 şişe maden sodası

1 pk.kabartma tozu

1 pk vanilya

İsteğe göre kakao 2 yemek kaşığı

Yine isteğe göre kırılmış dövülmüş ceviz de konabilir .

 

Yapılışı:

 

Önce yumurtaları ve şekeri derin bir kap içinde mikser ile çırpın. Ardından malzemeleri sırası ile  ekleyin ve çırpın. 180 derece ısıdaki önceden ısıtılmış fırınınızda kabarana dek bekleyin yaklaşık 40 dk sonra bir bıçak ile iç kısmının piştiğini kontrol edin.

 

İl kez kek yapacaklar için kalıbın içine margarin sürüp üzerine un serperseniz kekiniz kalıptan kolaylıkla çıkar.

 

Üzerine çikolatalı sos yaparak da servis yapılabilir, Kakaolu ,cevizli , portakal kabuğu rendesi, veya tarçın ile kekinizin çeşitlerini artırabilirsiniz

 

afiyet olsun, sağlıklı günler ...

 

Ferzane…

 

 

 

16:36 - 20/3/2008 - yorum {6} - yorum yaz


Domatese Konan Şifa Likopen

Kategori: saglik

DOMATESE KONAN ŞİFA LİKOPEN
 
Dr. Musa SARAÇOĞLU


Sebze ve meyvelerde, çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılabilecek kimyevî maddelerin bulunduğu son yıllarda daha çok konuşulmaya başlandı. Sebze ve meyvelerde şifa hususiyetleri yüksek olan kimyevî maddelerin bulunması, tabiat sofrasının aynı zamanda bir eczahane olarak da tanzim edildiğini göstermektedir. Araştırmacıların dikkatini çeken maddelerden biri olan, sebze ve meyvelerde bulunan likopen, çok yönlü iyileştirici ve koruyucu tesirlerle donatılmış antioksidan bir maddedir.

Likopen, domates ve domates ürünleri (salça, ketçap, sos, domates suyu) ile karpuz, kuş burnu, pembe greyfurt, papaya ve guava gibi bitkilerde daha fazla bulunur. Likopen aynı zamanda bu yiyeceklerin renginin kırmızı olmasına vesile olan maddedir. Son dört yıl içinde likopenle ilgili yayımlanmış makale, bini aşmıştır. Likopenin sıcaklığa dayanıklı olup olmadığı araştırılmış ve kimyevî yapısının sıcaklıkta bozulmadığı tespit edilmiştir. Likopen üzerine sıcaklığın olumlu bir tesiri de, normalde trans formunda olan likopenin, sıcaklıkta vücut tarafından daha kolay kullanılan cis formuna dönüşmesidir.

Antioksidanlar, çeşitli hastalıkların oluşmasında tetikleyici rol oynayan "oksidatif stres" sonucu açığa çıkan serbest radikallerin üretilmesini engellemekle vazifelendirilmiştir. Sebze ve meyveler vasıtasıyla vücuda alınan likopenin, hücrelerde oluşan serbest radikallerin uzaklaştırılmasında rol aldığı bulunmuştur. Likopen birçok hastalığın ortaya çıkmasını tetikleyen serbest radikallerin zararsız hale getirilmesinde görev alır. Fakat asıl önemli olan, likopenin kanser hücrelerinde kontrolsüz çalışan büyüme hormonu reseptörlerine bağlanarak, kanser hücresinin normal hücre durumuna geri dönmesini uyarmasıdır. Likopenin diğer vazifeleri arasında; kolesterol yapımının azaltılması, vücuda giren yabancı cisimlere karşı savunma mekanizmalarının aktive edilmesi, siklooksijenaz isimli enzimin aktivitesinin düzenlenmesi ve dolayısıyla romatizmaya yol açan reaksiyonların önlenmesi vardır. Ayrıca likopenin, dokulardaki lipoproteinlerin oksidatif stresten korunmasında, bazı kanser türlerinde, apoptozis denen programlı hücre ölümünün tetiklenmesinde rol aldığına dair araştırmalar vardır.

Likopen ve kanser
Likopenin insan sağlığı açısından öne çıkan diğer bir özelliği, antioksidan molekül olması dolayısıyla kanser oluşumunu azaltmadaki görevidir. Likopenin tesirlerinin araştırıldığı ve olumlu cevabın alındığı kanser tipi, kötü huylu prostat kanseridir. Günde bir porsiyon veya haftada beş porsiyon domates yahut domates ürünü tüketilmesinin prostat kanseri riskini belirgin seviyede azaltmaya vesile olduğu bildirilmiştir. Prostat kanseri teşhisi konan ve ameliyatları plânlanan otuz hastaya, ameliyat öncesi üç hafta süre ile günde 30 mg likopen verildiğinde, kan likopen seviyelerinde iki kat, prostat dokusundaki likopen seviyesinde ise, üç kat artış gözlenmiştir. Bu kişilerin ameliyatla çıkarılan dokuları, likopen verilmeyen hastalardan alınan biyopsi örnekleriyle karşılaştırılmış ve likopen verilen hastaların tümörlerinin küçüldüğü ve çevreye daha az yayıldığı rapor edilmiştir. Prostat kanseri ve likopen ile ilgili yapılan toplam 72 çalışmanın sonuçları değerlendirildiğinde, 57 çalışmada likopenin prostat kanseri oluşma riskini azalttığı bildirilmiştir. Benzer risk azaltıcı ve koruyucu tesirler, kalın bağırsak, mide ve ağız boşluğu kanserleri ile yapılan çalışmalarda da gözlenmiştir.

Kalb-damar hastalıkları ve likopen
Damar sertliği ve koroner kalb hastalığı, günümüzde dengesiz beslenme ve hareketsiz hayat tarzı ile artıp insan hayatını tehdit eden tehlikelerin başında gelmektedir. Bu hastalıkların ortaya çıkışında rol alan ilâve risk faktörleri arasında, oksidatif stres de vardır. Likopen ağırlıklı beslenen kişilerde oksidatif stresin azaldığı gösterilmiştir. Likopen ayrıca, kolesterol yapımında rol oynayan bazı enzimleri de engelleyerek, kan kolesterol değerlerinin düşmesine vesile olmaktadır. Bazı araştırmalarda, oksitlenmiş lipoproteinlerin damar duvarındaki zararlı tesirlerinin önlenmesinde de likopenin rol aldığı bildirilmiştir. Ayrıca kan likopen seviyesi düşük olanlarda, miyokard infarktüsü ve inme gibi hastalıkların daha sık görüldüğü, karotis atardamarının (şah damarı) duvarının daha kalınlaşarak esnekliğini kaybettiği bildirilmiştir.

Likopen ve akciğer hastalıkları
Oksijen vücudumuz için hayatî bir madde olduğu kadar oksidatif özelliği sebebiyle zararlı olabilecek bir moleküldür. Zira oksidatif madde olan oksijen ve oksijen bileşiklerinin (ozon) varlığı, akciğeri, oksidatif hasara açık bir organ haline getirmektedir. Gıdayla alınan antioksidan maddelerin, akciğerde hava ile temas eden yüzeye geçerek, bu hasara karşı vücudun korunmasında rol oynadığı düşünülmektedir.

Bir araştırmada, iki gruptan birine iki hafta süreyle likopen miktarı yüksek domates ürünü verilerek; diğerine ise, domates ürünleri verilmeden, her iki grup da ikişer saat süreyle düşük oranda ozon bulunan bir odada bırakılmıştır. Domates ürünü verilenlerde akciğerdeki likopenin %12 daha fazla olduğu, akciğer hücrelerindeki DNA hasarının ise % 20 daha düşük olduğu gözlenmiştir. Akciğer kanserinden ölen hastalarda serum karotenoid değerlerinin daha düşük olduğu ve akciğer kanserli hastalara karotenoid desteği yapılarak hastalığın seyrinin yavaşlamasına vesile olunduğu yorumları da yapılmaktadır.


Oksidatif stres ve serbest radikal nedir?

Oksijen atomu, diğer atomlar gibi bir çekirdek ve çevresindeki yörüngelerde dönen elektronlardan yapılmıştır. Bu elektronlar, yörüngelere belirli bir nizam içerisinde yerleştirilmiştir. Oksijen atomunda, yaratılış anında belirlenmiş kararlı ve dengeli yörünge düzenine uymayan elektron yerleşim şekilleri, serbest radikal, oksidan molekül veya reaktif oksijen olarak ifade edilen oksijen çeşitlerinin meydana gelmesine yol açar. Bu reaktif moleküller, kararlı ve dengeli yerleşim şekillerine göre, çeşitli moleküllerle daha fazla ve kolay reaksiyona girerler. Reaktif oksijen atomu veya bağlı bulunduğu molekül, çeşitli proteinler, çekirdek, mitokondri DNA'sı ve hücre yapıları ile reaksiyona girerek bunların yapı ve fonksiyonlarını bozar. Bu bozukluklar, çeşitli hastalıkların oluşmasına zemin hazırlar. Vücutta bulunan antioksidan savunma sistemleri, bu serbest radikalleri tesirsiz hale getirmeye çalışır. Savunma sistemlerinin yeterli olmadığı böyle durumlarda, vücutta serbest radikaller artar. Bu da "oksidatif stres" olarak ifade edilir

Likopen ve göz hastalıkları
Bazı göz hastalıklarının oluşumunda oksidatif hasarın rol oynaması, bu hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde likopenin faydalı olabileceği düşüncesini akla getirmiştir. Bu hipotezi destekleyici bir çalışmada diyabetik (şeker hastası) farelerde likopenin katarakt gelişmesini engellemeye vesile olduğu gösterilmiştir. Lâboratuvar ortamında insan göz merceği hücresi kültürlerinde oksidatif hasar oluşturma denemelerinde, likopenin muhtemel hasarın önlenmesinde rol aldığı gösterilmiştir. Bir başka çalışmada oksidasyon ve radyasyona maruz bırakılan retina pigment hücreleri incelenmiştir. Likopenin muhtemel hasarların ve yaşlanmaya bağlı olarak gelişen "maküla dejenerasyonu" hastalığının engellenmesinde rol oynayabileceği kanaati oluşmuştur.

Likopen ve nörolojik hastalıklar
Sinir sistemindeki nöronların yıkımı veya sayılarının azalması ile ortaya çıkan hastalıklar arasında inme (felç), alzheimer, parkinson ve amiyotrofık lateral skleroz bulunmaktadır. Bu hastalık grubunun temel özelliği, sinir sisteminde yıkımın gözlenmesidir. Sinir hücrelerinin harabiyetinin oluşmasında çeşitli sebepler yanında oksidatif stresin de rol oynayabileceği ileri sürülmektedir. Alzheimer hastalarının kanlarındaki karotenoid, vitamin C, A ve E seviyelerinin sağlıklı kişilere göre daha düşük olduğu tespit edilmiş, bu hastalığın gelişmesinde antioksidan madde eksikliğinin söz konusu olabileceği ileri sürülmüştür. Dolayısıyla domates ve ürünlerinde bol miktarda bulunan likopeninin bu hastalıkların önlenmesinde tesirli olacağı düşünülmektedir.

Domates başta olmak üzere kırmızı renkli sebze ve meyvelerde bol miktarda bulunan likopenin konsantre dozlarının şifa vesilesi olarak kullanılabileceği yukarıda anlatılanlarla sınırlı değildir. Ayrıca unutulmaması gereken şey, sebepler dünyasında kullandığımız ilâçlar ve şifalı bitkiler birer zahiri sebeptir, hakiki şifayı veren bu maddelerin yaratıcısı Cenab-ı Hak'tır. Diğer bir nokta, bu maddenin binlerce antioksidan maddeden sadece bir tanesi olduğu, her şey olmadığıdır. Çünkü şifa, görünen ve görünmeyen yüzlerce faktörün, doğru yer ve zamanda, gerekli miktarda bir araya gelerek fiili duanın ortaya çıkmasıyla ihsan edilmektedir. Kim bilir, domateste, diğer sebze ve meyvelerde likopen dahil daha nice şifalı madde bulunmakta. Bu maddelerin keşfedilmesi ise, ancak merak edenlere ve çalışanlara nasip olacaktır.

Peygamberimiz (sas): "Yüce Allah şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır." buyurmaktadır. Başka bir hadîs-i şerifte ise, "Yüce Allah derdi de, devayı da yaratmıştır. Her dert için dahi bir deva yaratmıştır." buyrulmaktadır. Demek ki, ölüm hariç her hastalığın tedavisi mümkündür. Hatta ölüme bile geçici hayat rengi vermek mümkündür. Tedavilerin zâhiri şifreleri, tabiat eczahanesindeki mikroorganzimaların, bitkilerin ve hayvanların bünyesinde saklı birer mücevher gibi durmaktadır. Araştırmacıların görevi bunları bulmak ve insanlığın hizmetine sunmaktır.

08:58 - 11/3/2008 - yorum {1} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Hakkımda
"Dök içini hep O'na dökebildiğin kadar, Bir gün bu kapkara çöle gelecektir bahar, Şimdilik biraz buğulu görünse de efkâr, "Nevbahar" diyor dört bir yanda duygular"

Yazılarımdan zamanında haberdar olmak için emailiniz ile üye olabilirsiniz.
Boş kısma email adresinizi yazın:

Image Hosted by ImageShack.us

FeedBurner ile oluşturuldu.

Ana Sayfa
RSS
Profilim
Arşiv
Cansofi
Filistin Haber
Nasihatler com
Sultanlar Diyarı
Kategoriler
Son Yazılar
- FİLİSTİN İNTİFADA NACİ EL ALİ
- Hayat Bir İbadettir S. Mübarek Erol
- Yüzyıllar önce gelen mail Senai DEMİRCİ
- Geçilmez Necip Fazıl Kısakürek
- Başlıksız
- Söz Beni Bekler Şeyhim...
- 54 FARZ
- 32 FARZ
- İSLAMDA AİLENİN ÖNEMİ Doç.Dr. M.SOYSALDI
- Çobanın Aşkı "Ya bir de Allah için Allah deseydim..."




ARKADAŞ SİTELER

Google Pagerank Checker
Google